Etiket arxivi: Müşfiq ŞÜKÜRLÜ

VII Beynəlxalq Kitab Sərgisi çərçivəsində “NƏRGİZİN NAĞIL DOSTLARI” kitabının imza günü və oxu saatı keçirilmişdir

Turan Novruzlunun kitabı

Vll Beynəlxalq Kitab Sərgisi çərçivəsində “NƏRGİZİN NAĞIL DOSTLARI” kitabının imza günü və oxu saatı keçirilmişdir

Vll Beynəlxalq Kitab Sərgisi çərçivəsində “NƏRGİZİN NAĞIL DOSTLARI” kitabının imza günü və oxu saatı keçirilmişdir. Oxu saatında  “Xarıbülbül” hekayəsi balaca dostlar tərəfindən maraqla qarşılanmışdır. 2020-ci ildə Mücrü nəşriyyatında çap olunan kitabın müəllifləri yazıçı, rəssam Səkinə Z. Bağırova və Turan Novruzludur, redaktoru isə yazıçı, tənqidçi Müşfiq Şükürlüdür.

Mövzusu uşaq hekayələri olan kitabın rəssamı da nağıl qəhrəmanımız olan Nərgizgülünün anası Səkinə Z. Bağırovadır. Kitab Nərgizin babası dünya şöhrətli alim Əsgər Zeynalova ithaf olunmuşdur.

TURAN NOVRUZLUNUN YAZILARI

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<<<<WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.BİTİK.AZ >>>>>> 

Əlaqə:  Tel: (+994) 70-390-39-93     E-mail: zauryazar@mail.ru

BENİM KÜÇÜK MASALIM – Müşfik ŞÜKÜRLÜ

BENİM KÜÇÜK MASALIM

Uyu, neşe kaynağım,

Evde ışıklar söndü.

Bahçedeki kuşlar da uykuya daldı,

Göldeki balıklar da uyudu.

Ben doğarken şiddetli acının ne demek olduğunu anladım  ve annemin acısı canımı esir aldı. Damarlarım çatladı, ruhum kan kesti, tenim ısındı ve ağlamağa başladım. O an ilk kez tatmıştım ayrılığı, ilk kez öğrenmiştim acıya direnmeği…

Yedi aylık bir bebekken öldüm ben, o yüzden kısacık bir öyküyüm.

Hatırlıyorum. Hepsini hatırlıyorum. Alçak tavanlı ahşaptan yapılmış bir evde doğdum. Dar bir salonu ve mutfağı olan küçük üç odalı bir ev. Bak, kapının dışında annemin sesini dinleyen iki çocuk var. Biri dokuz yaşında bir erkek çocuğuydu, ötekini hatırlamıyorum. Kapı açılıyor ve bir kadın çocuklara seslenerek, ortalıkta ele ayağa dolaşmamaları gerektiğini, kapının önünden gitmelerini söylüyor. Açık kalmış kapının ardından annemin su içinde kalmış çıplak ayakları görünüyor. Az sonra kapı kapanıyor. Annem nasıl da bitkin, yüreğinin kanı yüzünde birikmiş sanki. Yanında dört kadın var. Onlardan biri daha yaşlıydı, anneannemdi galiba. Annemin ayakucunda bir leğen var. Kadınlar nasıl da soğukkanlılar. İçlerinde yalnızca biri  ara-sıra “can” diye ses veriyor, kalanları buz kesmiş bakışlarıyla annemi gözetliyorlar, elleriyle yaptıkları yardımları gözardı etsek, büyük bir merak ve sabırla beni bekliyorlardı. Annemin başucunda duran kadın onun çıplak, beyaz göğsüne su serpiyordu, bu esnada yaşlı kadın da elindeki ıslak havluyla annemin ayaklarını siliyordu. (Galiba bütün bunları annemin azacık ta olsa rahatlaması için yapıyorlardı.) Annem inliyor, kurumuş boğazıyla bağırarak içinin hararetini, paramparça olmuş teninin acısını böylece söküp atmak istiyor. Kadınlar annemin kollarından sıkıca tutuyorlar. Ve benim sesim çıktığı anda yani ben ağladığımda annemin çığlıkları sona eriyor. Yüzünden belli oluyor bir hayli rahatladığı. Bir kaç  saniye  gözlerini kapatıyor, kafasını yana doğru çeviriyor ve nemli, sakin gözleriyle beni dinliyor.

Annemin sıcak kestane renginde saçları vardı. Yüzü esmer, gözleri simsiyahtı. Eğer ben büyümüş olsaydım ve bu kadın benim annem değil de bir başkası olsaydı, mesela yeşil otların, masmavi gökyüzünün ve al şafaklı güneşin olduğu rengarenk ve esrarengiz bir yerlerde karşılaştığım bir kadın olsaydı, ya da ne bileyim, mesela bir tren yolculuğunda rastladığım ılık bir tebessümle kitap okuyan yol arkadaşım olsaydı o zaman ona aşık olurdum. Sesi hazin ve sıcacıktı, güzel bir melodi gibi.

Beni kollarının arasına alıp, morarmış dudaklarını  kulağıma dayayarak tatlı ve kutsal bir melodi söylediği anda sesim, inlemem, mamaya ve süte yeni yeni alışan tenimin acıları eriyip yok oluyor, ağrılarım diniyordu.

Göbek bağımızı  kestikleri an iki beden olduk. Kanını damarlarından emmiş, canını ruhundan koparmış ve öylece uzaklaşmıştım annemden. Ona yaşattığım bütün acılara karşılık olarak, rahmine düşdüğümde  ateşli ihtirasdan arınmış, kalbine sığınmıştım.  Ve şimdi düşünüyorum da annemin yegane sevgisi sadece benmişim. Onun ruhuna yabancı duygular hakim olamazdı. Söz konusu ben ve benim hayatım olduğunda onun gözleri parlıyor, kirpiklerinin altındaki narin göz torbacıkları tüm mutlulukları içine saklamış gibi benliğimle  bütünleniyordu. Hatta, babamı sevmeği bir türlü beceremese de, hatta onu büyük bir coşkuyla çılgınca seven gencecik bir adama göğsünü aşk, ihtiras, endişe ve sınırsız bir arzuyla açmış olsa da onun kalbinde benden başka kimse olamazdı. Belki de ben böyle düşünüyordum. Yanılıyor muyum yoksa, hayatımın ilk ve son kadınını tereddüt içinde sevdiğimi kabullenemiyor muydum, acaba?  Masum ve tertemiz hayranlığıma  onun ihtiraslarının, aşkının ve benden uzak düşmüş yabancı ve ihanet dolu endişelerinin ortak olduğunu neden bir türlü  kabullene miyordum? Bütün bunları şimdi düşünüyorum. Çocuk şüursuzluğum ve oltası sabırsız ölüm yüzünden bunları düşünmeye hiç fırsatım olmamıştı.

Akşamadoğru gelmişti eve babam. Benim için annemin yanında küçücük beşiğe benzeyen  ahşaptan bir yatak yapmışlardı. Babamın kahve rengi kıvırcık saçları alçak kapının çerçevesinden kayarak içeri geçtiğinde annemin dudakları güneş görmüş çiçek gibi açtı ve deminki kurumuş, morarmış dudaklar kendi rengini aldı. Odada sadece biz vardık. Sıcak yaz mevsiminde bile dağlara serinlik hakim oluyor. Bu yüzden annemin üzerine yumuşak, mor renkte battaniye örtmüşlerdi. Benim küçük beşiğimin  tül gibi hafif beyaz bir örtüsü vardı. Babam ince parmağını dudaklarına dokundurarak damağının suyunu hissedinceye kadar annem simsiyah parlak gözlerini  babamın üzerinden çekmedi. Annem gülümsediğinde nedense tüm sevinci gözlerinin altındaki zarif bir çizgiyle kat kesmiş  torbacıkta saklanıyordu. Babam suskunluk içindeydi. Yüzünde mechul , henüz nedeni belli olmayan tuaf bir ifade vardı. Annemin ona sunmuş olduğu armağanı görmek için  deminki beyaz tül örtülü beşiğe yaklaştı. Örtüyü açarak  bana baktı. Yarımaçık gözlerimi, nokta gibi küçücük burnumu  bakışlarıyla okşayarak sevinmeye başlamıştı. Sağ elinin küçük parmağını dudağıma dokundurdu, daha sonra anneme dönerek benimle ilgili bir kaç söz söyledi.

Belki de anneme uzun uzun şikayetlerim var ve bu şikayetleri üç-dört sayfalık bir mektuba sığdırmak  mümkün değildir. Belki göğsümün darlığındandı, belki de genişliğindendi. Lakin annemin babamın ona gösterdiği ilgiye ve en çok ta bana aşk ve hüzün dolu bir mektupla  gölge salması  bir anlık olsa bile göz yumması hep anlaşılmaz kalacaktır. Annemin sevgilisini o genç aşk meleğini hatırlamak istemiyorum. Lakin benden masum, benden temiz, benden ihtiraslı aşk meleğini nasıl bula bilirdi, aklım almıyor. Şunu bir türlü anlayamıyorum.  Ama hüzn ve aşkla yazılmış bir mektup vardı masanın üzerinde. O mektubu okuyamazdım, lakin ne o mektup ne de o masa unutulucak gibi değildi. Annemin odasında – saçlarını taradığı   o büyük dörtgen aynanın önünde kenarları ezilmiş, yabancı, öksüz bir kağıt parçası vardı. O  mektubu oraya babam bırakmıştı. Nasıl bulmuştu, nasıl getirmişti bilemiyorum. Ama o gün evimizde çok korkunç bir olay olmuştu. Babamın bağırması ve benim inlemem bir birine karışmıştı. Annem beni kucağına almıştı, yüzünde el büyüklüğünde kıpkırmızı bir leke vardı, kendi odasına girdi ve aynanın önündeki o mektubu da alıp gitti.

Benim öyküm çok kısadır. Çünkü sadece yedi ay yaşadım ve annemden başka kimseyi görmediğimi söyleye bilirim.   Şu kısa yaşantımın, şu paramparça olmuş bütünlüğümün ne anlamı vardı bilemiyorum.  Sanki çok yüksekten bir elin hafifliğiyle boşluğa  bırakılmış incecik, beyaz kağıt parçası gibi  hüzünlü bir melteme teslim olmuştum. Daha sonra kayıp, mechul, görünmez olmuştum. Lakin benim hikayem daha acıklıydı, çünkü yokluğumdan neredeyse dört, beş ay sonra annem beni tamamen unutmuştu.

Yabancı bir eve geldik. Tanımadığım bir adam beni kucağına aldı ve yüzüme gülümseyerek beni öptü. Elleri çok sertti, dudaklarıysa taş gibi soğuktu… Şimdi bunları hatırlamak istemiyorum, pek fazla hatırlayamıyorum da zaten. Ama benim için büyük ve geniş bir beşik hazırlamışlardı. Şimdi o beşiği ve annemi hatırlıyorum. Ben ağlamaya başladığımda gece inliyordu sanki. Karanlık öylece kalakalmış , Güneş te kıpırdamıyordu.   Fakat gece öylece inliyordu. Karanlık odada büyük mutluluğun simgesi olan zarif bir mum yakıyorlar, pek fazla ışık saçmıyor, ama sesimin kesmesi için yeterli  oluyor. Karanlığın zil sesi yavaş yavaş kesiliyor. Sıcacık, yumuşacık kadın eli bana dokunuyor. Ben mutluluktan yatağımda dönüyorum ve çığlık atıyorum. Annem gülümsüyor. Uykusu gözlerinin ardına saklanıyor. Ve fısıldaşmaların, kısık seslerin ardından bir parça şarkı duyuyorum. Bakışlarım bir hayli keskinleşmişti. Yüzümün ifadesi  ve çizgileri aydın bir dalgınlığa bürünmüştü. Şaşkınlık içinde ona bakıyorum. O esrarengiz kadına. Ve sakince  dinliyorum. Göz kapaklarım açılıp kapanıyor, git gide daha da yavaşlıyor ve uyku beni sesliyor. Annemse evvelki fısıltılı mutluluğuyla şarkısını söylüyor:

-Uyu, neşe kaynağım…

Göldeki balıklar da uykuya daldı.

Müəllif: Müşfiq ŞÜKÜRLÜ

MÜŞFİQ ŞÜKÜRLÜNÜN DİGƏR YAZILARI

Türkiye türkçesine aktaran: Turan NOVRUZLU

TURAN NOVRUZLUNUN DİGƏR YAZILARI


YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<<<<WWW.YAZARLAR.AZ və WWW.USTAC.AZ>>>>>>

Əlaqə:  Tel: (+994) 70-390-39-93     E-mail: zauryazar@mail.ru

QURBAN BAYRAMOV – 70

QURBAN BAYRAMOV – 70

QURBAN BAYRAMOV – 70

Ədəbiyyatşünas Qurban Bayramovun 70 illiyi qeyd edilib

Ötən gün Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin (AYB) “Natəvan” klubunda tanınmış ədəbiyyatşünas və tənqidçi Qurban Bayramovun 70 illik yubileyinə həsr olunmuş tədbir keçirilib.

Tədbiri professor Şirindil Alışanlı açaraq tənqidçinin həyat və yaradıcılığından danışıb:

“Qurban müəllim təxminən 45 illik elmi yaradıcılığı ilə Azərbaycan ədəbiyyatı və tənqidi üçün çox böyük işlər görüb. Onun Səməd Vurğun, İlyas Əfəndiyev, Yaşar Qarayev, Əli İldırımoğlu haqda monoqrafiyaları çap olunub, onlarca məqaləsi dərc edilib”.

Folklor İnstitutunun direktoru Muxtar Kazımoğlu yubilyarın yaradıcılığının əsas özəlliklərini vurğulayıb: “Qurban müəllimin şəxsiyyəti ilə onun alimliyi arasında bir vəhdət var. Bu çox böyük məziyyətdir. Onun ədəbiyyatımızın istər yaşlı, istər orta, istərsə də gənc nəsli haqqında yazdıqlarında həyatsevərlik əsas amillərdən biridir. Bir çox yazısı ədəbiyyatda tarixiliklə bağlıdır. Son dərəcə mürəkkəb, qəliz və həlli müşkül olan ədəbi məsələlərə müraciət edən və bunları işıqlandıran Qurban müəllim bir növ həll yolları tapır, onları bizlər üçün aydınlaşdırır. O, ədəbi prosesə əvvəldən- axıra qədər sadiq qalan ədəbiyyatçılarımızdandır. Yaradıcılığı ələlxüsus vətəndaşlıq ədəbiyyatı və poeziyası ilə seçilir”.

Şair Ənvər Əhməd yubilyarı “üstün şəxsiyyətli ədəbiyyatşünas” adlandırıb: “Qurban duyaraq yazır. Onun qəlbində bir ədəbi qaynarlıq var. Yaxşı ədəbiyyatşünas olmaqla yanaşı həm də şəxsiyyət olaraq gözəl, istiqanlı bir insandır”.

Professor Qəzənfər Kazımov tənqidçinin yaradıcılıq fəaliyyətini yüksək qiymətləndirib: “Qurban çox məhsuldar, fəal tənqidçidir. Onun yaradıcılığının ən üstün cəhətlərindən biri odur ki, gənclərə, əli təzə qələm tutan yazarlara diqqət ayırır”.

Professor Nizaməddin Şəmsizadə, Nizami adına Ədəbiyyat İnstitutunun şöbə müdiri Asif Rüstəmli, şairlər Əli Rza Xələfli, Ramiz Məmmədzadə, dramaturq Firuz Mustafa və başqaları da çıxış edərək Q. Bayramovun həyat və yaradıcılığı ilə bağlı düşüncələrini bölüşüblər.

Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin (AYB) “Natəvan” klubu

Sonda yubilyar çıxış edərək tədbir iştirakçılarına minnətdarlığını bildirib.

Müəllif: Müşfiq ŞÜKÜRLÜ

MÜŞFİQ ŞÜKÜRLÜNÜN DİGƏR YAZILARI

İllkin mənbə: 525.az

Tərtibçi: Zaur USTAC

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<<<<WWW.YAZARLAR.AZ və WWW.USTAC.AZ>>>>>>