Etiket arxivi: Rufat Gürel

Şah İsmail’in ana dili Türkçedir

ŞAH İSMAİL TÜRK’TÜR: TARİHE KİMLİKSİZ BAKILMAZ
Şah İsmail Türk’tür.
Şahkulu da Türk’tür.
Şah İsmail, Türk milletinin büyüklerindendir.
O, Türk tarihinde sağlam bir yer edinmiş; yalnızca bir hükümdar değil, aynı zamanda büyük bir Türk devlet adamıdır.
Şah İsmail üç yaşında yetim kalmış, altı yaşında şeyh olmuş, on dört yaşında hükümdar olarak Kızılbaşların şahı sıfatıyla Safevî Devleti’ni kurmuştur. Ebu’l-Muzaffer, Mürşid-i Kâmil, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve “Hatâî” mahlasıyla tanınan Şah İsmail, sıradan bir insan değildir.
Şah İsmail Türk’tür.
Bunun tarihî delilleri açıktır:

Türkçe (Azeri/Oğuz Türkçesi) konuşmuştur.

  • Şiirlerini Türkçe yazmıştır.
  • Hatâî” mahlasıyla kaleme aldığı divanı tamamen Türkçedir.
  • Safevî sarayının dili Türkçedir.
  • Ordunun komuta dili Türkçedir.
    Şah İsmail’in ana dili Türkçedir.
    Türk boylarına dayanır.
    Akkoyunlu Türk hanedanı ile akrabadır.
    Türk askeriyle devlet kurmuş bir hükümdardır.
    Kısacası, Şah İsmail Türk’tür.
    Safevî Devleti; 1501–1736 yılları arasında hüküm sürmüş, en geniş sınırlarında yaklaşık 2.900.000 km² alana ulaşmış, başkentleri Tebriz, Kazvin ve İsfahan olan büyük bir devlettir. Bugünkü İran, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin doğu kesimlerinde hâkimiyet kurmuştur. Şiî On İki İmam mezhebini resmî mezhep olarak kabul etmiş ve modern İran devletinin tarihsel temelini oluşturmuştur.
    Şah İsmail’in kökeni hakkında çeşitli iddialar ortaya atılsa da, o özbeöz Türk’tür. Oğuz boyunun has evladı, Azerbaycan Türkü, Karakoyunlu ve Akkoyunlu mirasının devamı, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın torunudur. Bugün Safevîlerin kurulduğu bu geniş coğrafyada, Anadolu’dan sonra en fazla Türk nüfusunun yaşadığı alan burasıdır. Yaklaşık 60–70 milyon insan Türkçe konuşmaktadır.
    Bazı kaynaklarda Şah İsmail’in Uygur alfabesini ve On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullandığı da belirtilmektedir.
    Bugün tarafsız tarihçiler ve aydınlar, Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında yaşanan mücadelenin ne denli yıkıcı ve aslında ne kadar lüzumsuz olduğunu açıkça ifade etmektedir. Şah İsmail Türkçe, Yavuz Sultan Selim ise Farsça şiirler yazmıştır. Kaldı ki 16. yüzyılda bugünkü anlamda bir milliyetçilik anlayışı da yoktur. Bu nedenle yaşananlar bir “medeniyet çatışması” değildir.
    Bu, iki Türk devleti arasında cereyan eden bir nüfuz ve iktisat mücadelesidir.
    Safevîler açısından İpek Yolu’nu kontrol edip Akdeniz’e açılmak; Osmanlılar açısından ise Suriye, Filistin ve Mısır üzerinden Baharat Yolları’na hâkim olmak hayati öneme sahipti. Osmanlı’nın “Bâbıâli” dediği merkezî yönetime, Safevîler “Âlîkapı” demekteydi.
    Olayı yalnızca mezhep ekseninde değerlendirmek tarihî bir yanlıştır. Aynı durumu 1402 Ankara Savaşı’nda Timur–Yıldırım Bayezid, Yavuz Sultan Selim–Kansu Gavri, II. Tomanbay örneklerinde; Osmanlı–Karamanoğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve daha onlarca Türk-Türk mücadelesinde de görmek mümkündür.
    Bugün Azerbaycan, Nahçıvan, Gürcistan, Afganistan, Irak, İran ve Türkmenistan coğrafyasında milyonlarca insan Türkçe konuşuyorsa; kimliğini yaşatıyorsa; bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti varsa; Anadolu’dan sonra yaklaşık 45 milyon Türk İran’da yaşıyorsa; 1925 yılına kadar İran Türkler tarafından yönetilmişse; bugün İran’ın dinî lideri ve cumhurbaşkanı Türk kökenliyse; Ehlibeyt sevgisine sahip milyonlarca Müslüman varsa, bunda Şah İsmail gibi büyük bir Türk devlet adamının ve iki buçuk asır hüküm süren Safevî Devleti’nin payı inkâr edilemez derecede büyüktür.
    Şah İsmail Türk’tür.
    Ve tarih, kimliksiz okunamaz.
    Rufat Gürel
    Araştırmacı Yazar

DAHA ÇOX MƏLUMAT BURADA

Oxuyun >> Gözündə tük var

Zaur Ustacın şeirləri haqqında

YAZARLAR.AZ

I>>>>>>BU HEKAYƏNİ MÜTLƏQ OXU<<<<<<I

I>>Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana<<I

Rufat Gürel – KERBELAYI İSMAİL ÇİMEN haqqında

O TAYDAN BU TAYA: REVAN’DAN IĞDIR’A BİR KAHRAMAN İZİNDE – KERBELAYI İSMAİL ÇİMEN

Halk tabiriyle “O taydan bu taya”, yani Revan’dan Iğdır’a uzanan bir yolculuk yaptım ve Azerbaycan Türklerinin milli kahramanı Kerbelayı İsmail Çimen’in anıt mezarını ziyaret ederek dua ve Fatiha okudum.

1870’li yıllarda Erivan’ın Vedi ilçesinde dünyaya gelen Kerbelayı İsmail, bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerinin kahramanı olarak bilinir. Rusların desteklediği Ermeni çetelerine, Rus Çarlığı’na ve ardından kurulan Sovyetler Birliği’ne karşı savaşarak adsız bir Türk yiğidine dönüşmüştür.

1828’de Rus işgaline uğrayan İrevan Hanlığı, Azerbaycan hanlıkları içinde en stratejik bölgelerden biriydi. İşgal sonrası Ruslar, Erivan vilayetini kurarak Osmanlı ve İran’dan Ermeni nüfusu bölgeye yerleştirmeye başlamış, ileride kurmayı planladıkları Ermenistan’ın demografik temelini atmışlardı.

Vedili Kerbelayı İsmail Çimen, 1920’li yıllara kadar yüzlerce yıldır Türk yurdu olan Erivan ve çevresinde yaşamış; Ermeni çetelerinin katliamlarına karşı Türk ahalisini korumuş, Ermeni çetelerini ve Rus askerlerini dize getiren bir kahraman olarak varlığını sürdürmüştür.

Kerbelayı İsmail gibi yiğit Türk evlatları, Ermeni ve Rus işgal ile zulmüne karşı amansız bir mücadele verdi. Onların cesareti, bölgede yaşayan Türk halkına umut ve moral olurken, düşmanlarının yüreğine korku saldı.

Kerbelayı İsmail, yürüttüğü şanlı mücadele ile çevredeki masum Türkleri kanlı çatışmalardan ve pusulardan kurtarıp Aras’ın taşkın sularından geçirerek Iğdır’a, İran’a ve Azerbaycan’a ulaştırdı. Varlıklı ve geniş bir aileye sahip olmasına rağmen esarete boyun eğmedi; özgürlüğü için mücadele eden bir Türk yiğidi olarak yaşamayı seçti.

Öncülük ettiği mazlumların bir kısmını Taşburun köyüne getirdi; bir kısmı İran’a, bir kısmı Azerbaycan’a geçti. Abbas Kulu Bey ve adamı Halil’in öldürülmesinin ardından Sovyet hükümeti tarafından “halk düşmanı” ilan edildi. 1936 yılının ayazlı bir kışında akrabalarıyla birlikte bin bir zahmetle Aras Nehri’ni aşarak Aralık ilçesinin Aşağı Çiftlik köyüne geçti ve bir süre burada kaldı. Ardından, akrabalarının bulunduğu Taşburun köyüne yerleşti.

O dönemde 10 yıldır boş olan Taşburun köyü, Ermenistan’daki baskılardan kaçarak Türkiye’ye gelen 15 köyün insanına devlet tarafından tahsis edildi. Göç 1927’de başlamış ve 1937’ye kadar sürmüştür. Kimisi İran’a geçmiş, kimisi geri dönmüş; fakat büyük çoğunluk Taşburun’da yeni bir yurt kurmuştur. Bugün bile bu insanların kimliklerinde doğum yeri olarak “Revan” yazmaktadır.

Bir zamanlar nüfusunun %83’ü Türk ve Müslüman olan İrevan Hanlığı, Rusların desteklediği Ermeni yerleşimleriyle demografik olarak dönüştürülmüş ve Türk yurdunda Ermenistan kurulmuştur. Bu topraklardan sürülen 2,5 milyon Türk ve Müslüman bugün Türkiye, Azerbaycan ve İran’da vatan hasretiyle yaşamaktadır.

Taşburun köyü 1934’te nahiye merkezi olmuş, daha sonra belde statüsü kazanmış, nüfus düşüşü nedeniyle tekrar köye dönüştürülmüştür. Iğdır merkeze 22, Karakoyunlu ilçesine 7 km uzaklıkta olup Nahçivan ve İran’a giden uluslararası yol üzerindedir.

Soyadı Kanunu çıktığında Kerbelayı İsmail, doğduğu köy olan Çimen kentinin adını almış ve artık Kerbelayı İsmail Çimen olarak anılmıştır. Zengin bir bey iken yıllar içinde mücadelenin ağırlığıyla yoksullaşmış, 1948 yılında fırtınalı yaşamı Taşburun’da sona ermiştir. “Mezarım yol kenarında olsun” diye vasiyet etmiş, bu vasiyeti yerine getirilmiştir.

Bugün Kerbelayı İsmail Anıt Mezarı, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine bağlı Taşburun köyünde bir tarih nişanesi olarak durmaktadır.

Bu yiğit Türk evladı, zulme boyun eğmemiş; kahramanlıklarıyla birçok masum insanı esaretten kurtarmış, düşmanın yüreğine korku salmıştır. Uğrunda hayatını verdiği mücadelede sevdiklerini kaybetmiş, varlık içinden yokluğa düşmüştür. Ancak unutulmamalıdır ki, böyle kahramanlar tarihimizin temel direkleridir.

Her Türk evladı Kerbelayı İsmail Çimen’in anıt mezarını ziyaret etmeli, dua ve rahmetle anmalıdır.
Mekânın cennet olsun, Türk’ün şanlı evladı…

Rufat Gürel,
Tarihçi, Araştırmacı Yazar

GÖKTÜRK QRUPU

CEVAD HAN: TÜRK DÜNYASININ ONUR SANCAĞI

CEVAD HAN: TÜRK DÜNYASININ ONUR SANCAĞI
Tarihin bazı anları vardır ki, bir milletin karakteri tek bir isimde, tek bir direnişte vücut bulur. Azerbaycan tarihinin o altın sayfalarından birinde yazılıdır bu isim: Gence Hanı Cevad Han.
O, yalnız Gence’nin değil, bütün Türk dünyasının onur sancağıdır.

Bir Asaletin Mirası

Cevad Han veya Cevad Han Ziyadoğlu-Kaçar (1748, Gence – 1803, Gence), Kaçar hanedanından büyük bir Azerbaycan generali, ordu komutanı, devlet adamı ve Gence Hanlığı’nın son hükümdarıdır.
Ancak onu farklı kılan, soyunun asilliği değil; halkına duyduğu sadakat ve vatanına bağlılığıydı. Genç yaşta aldığı eğitimle hem siyaseti hem de askerî disiplini öğrendi. Yönetiminde adalet, dürüstlük ve halk sevgisi temel taşlar oldu. Gence, onun döneminde sadece bir şehir değil, bir huzur beldesiydi.

Kafkasya’ya Çöken Gölgeler

  1. yüzyılın sonunda Çarlık Rusyası, Kafkasya’daki Türk yurtlarına adım adım ilerliyordu. Gürcistan’ı işgal ettikten sonra sıra Azerbaycan hanlıklarına gelmişti.
    1803’te Rus ordusu Gence surlarının önüne dayandığında General Sisianov, Cevad Han’a teslimiyet çağrısı gönderdi. Fakat o, bir Türk beyine yakışır vakar içinde şu cevabı verdi: “Ben Gence’yi babamdan miras değil, milletimden emanet aldım. Emaneti düşmana teslim etmem!”

Bu söz, yalnız Gence’nin değil, bütün Türk yurtlarının vicdanında yankılandı.

Gence’nin Son Direnişi

4 Ocak 1804 sabahı, Rus ordusu Gence’yi topa tuttu. Sur taşları yıkılıyor, şehir kanla boyanıyordu. Ama Cevad Han dimdik ayaktaydı. Yaralansa da geri çekilmedi.
Kılıcı elinde, halkının önünde son nefesine kadar savaştı.
Aynı gün, oğlu Hüseyin Kulu Han’la birlikte şehit düştü.
Ruslar Gence’ye girdiklerinde bir şehri değil, bir kahramanın kalbini paramparça ettiklerini fark ettiler.

Bir Kahramandan Fazlası

Cevad Han, sadece bir savaşçı değil; bir karakter, bir ahlak timsaliydi. Onda Türk töresinin özü vardı: adalet, cesaret, merhamet ve onur.
Düşmanına bile mertçe davranan bir bey, halkına ise bir baba gibi kucak açan bir hükümdardı.
Bu nedenle Gence halkı onu “Han” olarak değil, “Ata” olarak anmıştır.

Bir Milletin Hafızasında Yaşamak

Bugün Gence’nin kalbinde yükselen Cevad Han Türbesi, sadece taş ve mermerden değil, vefadan ve minnetten örülmüştür. Her gelen ziyaretçi, o taşlarda aynı sözü hisseder:

“Vatan, uğrunda ölmesini bilenlerindir.”

Cevad Han’ın şehadeti, Azerbaycan’ın bağımsızlık ruhuna mayalanmış bir kıvılcımdır. O kıvılcım, 1918 Bakü şehitlerinde, 1990 Ocak olaylarında, 2020 Karabağ Zaferi’nde yeniden tutuşmuştur.
O artık sadece bir tarih sayfasında değil; Türk dünyasının vicdanında yaşayan bir semboldür.

Son Söz

Cevad Han, tarihin unutturamadığı bir adalet, bir mertlik ve bir vatan sevgisi örneğidir. Onun mirası, sadece Gence’de değil; Kars’ta, Nahçıvan’da, Bakü’de, Ankara’da ve bütün Türk coğrafyasında yankılanan ortak bir destandır.

Bugün Türk dünyasının birliği konuşuluyorsa, o birlik Cevad Han gibi kahramanların kanıyla, duasıyla, onuruyla şekillenmiştir.
Cevad Han, bir milletin direniş simgesi olmanın ötesinde, Türk dünyasının haysiyetini temsil eden bir bayraktır.

Rufat Gürel,
Tarihçi, Araştırmacı Yazar

GÖKTÜRK QRUPU