Gece olur el ayak çekilir, rüzgâr susar Ben seni düşünürüm oturup ağlarım Uzak okyanuslarda kasırgalar kopar Aya küser, yıldızlara küser suskun martılar Zakkum çiçekleri vakitsiz açar Sonra gelip pencereme bir kelebek konar Ben seni düşünürüm oturup ağlarım
Karanlık sokaklarda dolaşır gölgeler Yalnızlığın adımları çın çın öter Bürünür bin hüzne pencereler Bir benim uyanık bu demde, bir de ölüler Ben seni düşünürüm oturup ağlarım
Saat gecenin bilmem ki kaçı Mahur makamında yüreğimin usancı Ben seni düşünürüm oturup ağlarım İsimsiz bir meyhanede çalarken kemancı Ben seni düşünürüm oturup ağlarım Sevda çekmenin var mıdır ilacı Ben bizi düşünürüm oturup ağlarım
Önemsiz bir adreste kim bilir nerede Sakallarından üşürmüş şairler işte Kıyasıya bir hasretin ta dibinde Ben seni düşünürüm oturup ağlarım.
” Bizden olmaz ” dedi, kaşlarını kırıp bakışlarını yere savurarak. ” Sadece rüya, bir düş sadece, bizden olmaz. Ben o düşten uyandım, hem de sarsıla sarsıla. Çoktan geçmiş gitmiş bizden vuslat çağı. Çok yıllar önce yitirmişiz aslında birbirimizi. Bizden olmaz…
Hiçbir şeyin ilk heyecanını yaşayamayacağız! Tam da sükunet çağında kalbimizin ritmi artmayacak. Birbirimizi aradığımız o uzun yıllar çoktan eskitmiş bizi… “
Kadın hiç yanıt vermeden, sesini çıkarmadan dinledi sadece, bakışları masanın üstünde bir noktaya sabit şekilde. İki yudum aldığı çayı soğumuştu bu arada.
İkindi sonrası ve akşam öncesi, denize bakan kafeteryada karşılıklı oturuyorlardı belki bir saatten fazladır.
Sesini çıkarmamaya devam etti kadın ve adam da sustu. Denizden taraf uçan martıların çığlığı geliyordu. Hafif rüzgarlıydı hava ve güneş batmaya hazırlanıyordu.
Adam paketten bir sigara daha çıkarıp yaktı ve kadına uzattı. Ardından kendisi için de bir tane çıkarıp yaktı.
İkisi de derin derin çektiler dumanı içerilerine. Sükut devam ediyordu inadına. Zaten sakin olan kafeteryada da pek gürültü yoktu. Sessizlik etraflarında dolaştı durdu.
Garson boşları almaya geldi. ” Başka bir arzunuz var mı? ” diye sordu. Adam ” Sağ ol, bizim hesabı getirin lütfen ” dedi.
Garson giderken adam kadına baktı, ” Kalkalım artık ” dedi. Başıyla onayladı kadın.
Garsona hesabı ödedikten sonra kalktılar.
Güneş batmak üzereydi, hava kararma telaşındaydı. İlerideki rıhtım boyunca yürümeye başladılar. Yan yana sessizce yürürken adam kadının elini tutmak istedi, kadın geri çekti…
Ruhumun fotoğrafını çekecek bir kamera olsaydı Anlardın yoksulluğumu
Güneşe selam dururken her sabah kuşlar Benimse şiirlerim sevgiliye veda mektubu Ve içimde tüneyen yarasalar, baykuşlar Onyılların hüznünü fısıldar
Çerçevesiz vesikalık bir siyah beyaz fotoğrafım şimdi Bütün albümlerden kovulmuşum Bütün camlardan silinmiş silüetim Saatimin yelkovanı kırık Ve tütündür halime arif Arife ne gerek tarif Oysa sızlıyor kemiğim, etim Özetle Allah’ımdan bulmuşum
Bin bir kadraja sığmayan çile bir sözcüğe gebe En çok insan tükenir bu ülkede En çok ben severim seni Sen önemsemesen de Gündüz ne gece ne Uyumak için bir sebep mi var Oda dediğin dört duvar Sabaha kadar beklerim seni
Tabi gelmezsin gelmeyeceksin Kelime kelime Mısra mısra Harf harf Tükendiğimi bilmeyeceksin Çünkü “Hata benim Günah benim Suç benim” Nasıl yakıştırabilirim ki sana
Hadi yeniden bas deklanşöre Rezzak Usta Bu defa kurtar beni Bu kentten Bu iskeletten.
1963 yılı Şanlıurfa doğumluyum. Bursa Uludağ Üniversitesi mezunuyum, mali müşavirim ve artık emekliyim.
Naçizane 40 küsur yıldır şiire yamaklık ediyorum. 5 adet şiir 1 de deneme kitabım yayınlandı. Türkiye Yazarlar Birliği geçmiş dönemler üyesiydim. Halen Anadolu Yazarlar Birliği kurucu üyesiyim. Türkiye Yazarlar Sendikası, Gebze merkezli Dünya Sanatçılar Derneği ile Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyim.
Yurt içinde ve dışında çeşitli dergi, internet sitesi, antolojilerde şiir ve öykülerim yayınlandı. Zaman zaman yayınlanmaya devam ediyor. Çeşitli şiir etkinliklerine şair olarak davet edildim. Şiir etkinliklerinde ve yarışmalarında dereceler ve plaketler, ödüller aldım.
Geleneksel ve modern Türk Şiirden beslenerek kendi özgün şiirimi oluşturma arayışındayım.
Şiir ve öykü yanında amatör fotoğrafçılık ile de meşgulüm. Bazı internet gazetelerinde köşe yazıları da yazıyorum.
Emekliyim, evli ve 4 çocuk babasıyım. İstanbul Kartal’da yaşıyorum.
Kitaplarım:
Şiir:
Bencileyin (1994)
Zuhur (2002)
Hoşça Kal Aşk (2011)
Mariana’ya Mektuplar (2020)
Uçurum Kenarında Rapsodi (2021)
Deneme:
Keşkeler Okyanusunda Umutsuz Çırpınış (2023)
BAŞLIĞINA BAŞLATMA
Ümitsiz bir durummuş anladım ki bu halim Sesini duyduğumda dilim, sözüm karıştı İki kelam etmeye kalmamış hiç mecalim Öyle işte bu kalbim sensizliğe alıştı
Yüzünü görmeyeli uzun zaman olmuş ki Düşlerimde bile sen çıkmıyorsun karşıma Bak ki kara kaderim Allah’ından bulmuş ki Senelerdir peş peşe bela yağar başıma
Ne senle kavuşmanın ne de tam ayrılmanın İmkânı yok anladım, belli ki araftayım Bekliyorum sonumu bugün değilse yarın Kaybedenler safının olduğu taraftayım
Bugün aradığında, sesini duyduğumda Sevinmenin yerine neden hüzünlendim ben Boğulacak gibiydi kalbim bir sonsuz gamda Gör ki ne hallerdeyim yenildim, tükendim ben
Bu sevdam belam olmuş, sebebim bu olacak Aklım kalbim tarumar, kalıyorum çaresiz Bu hikaye bu şiir nihayet son bulacak Uzaklara, boşluğa dalıyorum çaresiz
Ümitsiz bir durummuş anladım ki bu halim Neylersin yazgım böyle, benim kaderim zalim.
Hayat nedir? Trajik bir komedyadır. Herşey saçma sapan. İnsan, hayvan, dünya, gökyüzü, uzay, varlık dediğimiz her şey, saçmalığın dik alası! Ömür, yaşamak, kader, irade, akıl, iyilik, kötülük… Külliyen hiçbir dahlimizin olmadığı kurgusal bir yokluk! Bize fragmanı gösterseler ve sorsalardı, kesinlikle gelmek istemezdim dünyaya! Cennet, cehennem, din, iman, ahlak ne? Varlık ne? Sonunda yok olan her şey! Bütün bunları kurgulayan, belki canı sıkıldığı için bizi oyuncak ve hayatı da oyun olarak yaratan bir mutlak güç var: Tanrı! Her şeyi O yaratmış. Kader diye herşeye bir rol yazmış. Cezayı da mükafatı da iyiliği de kötülüğü de O belirlemiş. Şimdi birileri beni Deistlikle itham edecek! Hayır deizm de ateizm de başka izmler de hepsi saçma sapan! İrade diye bir şey yok yok! Sormadan, seçenek vermeden atıldığımız bu dünya bu hayat esas cehennemin ya da birileri için de cennetin ta kendisi! Din nedir? Olanlara boyun eğmenin, teslimiyetin diğer adı. Teslim ol. Teslim olmuşuz! Din tanımayan da en dindar da teslim olmuş. Zaten başka seçenek yok. En meşhur olsan ne en basit olsan ne? Boş! Keşke taş olsaydım!
I med – cezirlerimin kıyısı hoşça kal ey gecenin rengi ey hazanımın son demi ey sevincim sancım usancım hoşça kal
sokakların çığlık sendromunda fersiz ve perdesiz pencerelerde yitiyor adım bitiyor senin gölgenin saklandığı her köşede senin saçlarının yandığı ve gözlerinin kapandığı illa avuçlarımın kanadığı muğlak rüyalarımın bu eski ve eksik kentinde yitiyor adım hoşça kal
uzaklarda ölen bir kuşun bakışlarında asıldım bir zamansız hicretin yürek yarasıdır yürek sarasıdır işte senin karşındaki halim.
bir çocuğun ağlamasıyla bir ceylanın vurulmasıyla bir yıldızın kaymasıyla ahh umarsız duruşunla bir daha bir daha kırılan kalbim ahım ve günahımla git demeden sen göz yaşlarımı ben dermeden hoşça kal
kırkikindiler kuşanıp geldiğim gün kapına ve menekşelerde yıkadığım sevdakâr bakışlarımla kölen olayım diye uğrunda ölen olayım diye nice dil döktüm gül döktüm kül döktüm sonra başıma alev gözlüm hoşça kal
II sana doymadan senden geçeceğim deniz gözlerini alıp göçeceğim
güller solarken yanaklarında bir derin sükût dudaklarında
ve son defa ellerini sarmadan sormadan daha fazla seni yormadan hoşça kal gözü yaşlım hoşça kal.