Söylesem de söylemesem de senin için

Karalina Laurent Turunç Türkiyə Cümhuriyyətinin Antakya rayonundan olan doqquz uşaqlı bir ailənin qızıdır. Sosyalogiya fakültəsindən məzun olmuşdur, 2013-cü ildən bəri 1500-dən çox şeir yazmışdır, xarici ölkələrdən çox sayda sertifikatlar almışdır, qırxa yaxın yerli və xarici antologiyalarda yazıları çap olunmuşdur. Hal-hazırda da bir çox beynəlxalq jurnallarda və internet saytlarında şeirləri yayımlanır.
“Şarkla Şamal arası” ve “Çöl Zambağı” adlı iki şeir kolleksiyası yayımlandı.
Rumıniyada təşkil olunmuş “Dünya Ədəbiyyatı Yarışması”nda müxtəlif ölkələrdən olan 2575 şair iştirakçı arasında ikinci yerə layiq görülmüşdür.
Çin Respublikasının Yan qəsəbəsində təşkil olunmuş “Səkkizinci Bahar Şeir Festivalı”nda mükafat alaraq Çinin Şimal-qərb Universitetinin İpək Yolu Mədəniyyət Mərkəzi tərəfindən təşkil olunan “Dünya Şair Ədəbiyyat Muzeyi”nə seçilmişdir.
Bunlardan başqa beynəlxalq “Kainat Şeir Mükafatı 2021” yayınının münsiflər heyətində idi.
“Başkent Haber Ankara” ( Paytaxt Xəbər -Ankara) qəzetində köşə yazıları dərc olunur.
“Özgür İfade İstanbul” ( Azad Söz İstanbul) qəzetində köşə yazarlığı ilə də məşğuldur .
Sülh Elçisi Beynəlxalq Universitet Diplomatik Xidmətdən Azad Vətəndaş Dərnəyi və Fransa, Tunusda Beynəlxalq Mədəniyyət Salonları Dərnəyində Yaradıcı Görüşlər Elçisidir.
“Writers Capital İnternational Foundation”da (“Beynəlxalq paytaxt yazarları Fondu”nda) təşkilat komitəsinin üzvüdür.
Türkiyə Cümhuriyyəti nəzdində fəaliyyət göstərən bir xeyriyyə dərnəyi olan U.T.E.F.-nin Paris təmsilçisidir.

“Ziyadar” mükafatı laureatı  olan Karalina Laurent Turunç 2022-ci ilin yekunlarına görə  “İlin yazarı” diplomu ilə təltif olunmuşdur.

Haqqında Tuncay Şəhrilinin tərtib etdiyi “Caroline Laurent Bakıda” (izonəşr) Bakı – 2022, kitabı nəşr olunmuşdir.

Karanlığın Ninnisinde Sonbahar

Akşam, bir yorgun anne gibi esner sessizce,
Gökyüzü ağzını açar, yıldızlarını döker yere.
Karanlık, sabırla örter dünyanın yüzünü,
Sanki rahmetli bir eldir toprağı saran.

Bir sessizlik yayılır ufuktan ufka —
Ninni misali, uyku eşiğinde bir mırıldanma.
Her yaprak, rüzgârın kalbinde döner,
Her düşüş, bir vedayı hatırlatır insana:
“Giden döner elbet,” der, “ama hiçbiri eskisi gibi değil.”

Sonbahar bilir;
Her dönüşte biraz eksilir hayat,
Ve ölüm uykusu, her defasında
Biraz daha derin kazılır ruhun kuyusuna.

Yağmur iner…
Mezar toprağı doyar, ama unutur tattığını.
Gökyüzü fısıldar kendi kendine:
“Her damla, unutulmuş bir kalbin duasıdır.”

Bazen huzur getirir bu rahmet,
Bazen kederi taşır dalga dalga.
Ve oluklar ağırlaştıkça,
Her yalnız ağaç susarak tükenir köklerinden.

Birden, çığlıklar yükselir:
Kan gibi, açlık gibi, aşk gibi,
Çocuklar gibi, ölüler gibi…
Hepsi aynı boşluğa seslenir:
“Bizi kim unuttu?”

Toprak, bir annenin gözbebeği gibi büyür acıyla,
Ve içinden geçen ırmak,
Haliç’in sinesinde savrulan sarı yapraklar gibi akar.

Yıldızlar, göğü delmek ister umarsızca,
Lakin gece, üstlerine kanlı bir örtü sermiştir.
Işık, doğmadan susar.

Yine de, ey sonbahar,
Senin kalbinde bir umut saklı hâlâ.
Kırılmış dala nefes,
Yere düşen yaprağa merhamet olursun.
Zira her ölüm, bir doğumun gölgesidir.

Ve şimdi, Irak’ın her mevsimi aynı hüzünle örülüdür;
Karanlık büyür, geceler taş kesilir,
Öyle ki unutur artık insanı değil,
Tanrı’yı bile…

Ama uzaklarda,
Belki bir çocuğun rüyasında,
Belki bir annenin kalbinde
Bir ışık titrer hâlâ —
Karanlığa inat,
Yaşamak isteyen bir yıldız gibi.


Işığın Şairi
10/10/2025-Paris

Asi Nehrin Kayıp Kızı!

Sana çok şey anlatmak isterdim ama ağzımı açacak ne isteğim ne de gücüm var.

Sonra düşündüm: Sana ne söyleyebilirim?

Söylesem de söylemesem de senin için bir fark yaratmayacağını biliyorum.

Bu yalancı baharda hor görüleceğimi biliyorum.

Sana neler yaşadığımı, her asrın israfıyla nasıl yaşadığımı nasıl anlatabilirim?

Dilimdeki her kelime bal yerine zehre dönüştü.

Yas tuttuğum her haksızlığın acı tadı ağzıma yerleşti.

Ağlasam mı, gülsem mi, yoksa ölsem mi bilmiyorum.

Acımı paylaşacak kimsenin olmadığı bu dünyada ne diyeceğimi bilmiyorum.

Üzüntü, nankörlük, umutsuzluk ve pişmanlıkla çok iyi arkadaş olduk.

Bu çiçekli dünyada kapana kısılmışım.

Sanki erken doğmuşum ya da boşuna doğmuşum gibi hissediyorum.

Ah, kalbim, ağzımın ne kadar mühürlü olduğunu bir bilsen.

Benim için çok savaştığını biliyorum, umutla dolu olduğunu biliyorum, ama bahar, biliyorum ki zaman geçti ve sevinç de geçti.

Kuşların bile zar zor uçabildiği bu derin mavi gökyüzünde nasıl uçabilirim?

Bu kırık kalbe nasıl kanat takıp uçmasını söyleyebilirim?

Asi Nehri’nin suları kan kırmızısına döndü, dağlardaki kayalar kızıl kıvılcımlar saçıyor,

Ama biliyorum ki bir gün ansızın, göğün efendisi ay bütün karanlıkları aydınlatacak.

Biliyorum ki dünya cesaretini uyandıracak, kuşlar gökyüzünde özgürce uçacak, ağaçlardaki yapraklar yeşerecek.

Uzun zamandır sessiz olsam da unutmadım.
Nasıl gülümseneceğini, nasıl şarkı söyleneceğini ve nasıl neşeyle dans edileceğini.

Çünkü şarkılarım hala kalbimin yalnızlığında bana fısıldıyor.

İnan bana kalbim, bir gün bu kafesi kıracağım, bir gün onu korkunç ıssızlığına gömeceğim.

O zaman seninle sevinç şarabını içeceğim,

Çiçekler gibi şarkı söyleyip açacağım,

Baharda bir kuş gibi.

Vücudum ince ve narin olsa da,
Rüzgarda titremeyeceğim.

Eski çağlarda İpek Yolu’nun geçtiği, yerle gök arasındaki bağların örüldüğü ANTAKYA’nın kızıyım.

Hiçbir acı, hiçbir kayıp hissi beni yolumdan alıkoyamaz.

Işığın Şairi
20/09/2025-Paris


Sevgiliye Hasret!

Selâm ey yârim, ey gönül sultanım,
Nicedir sesin gelmez, nicedir suskun âlem.
Nasılsın, ey yüreğimin menzili, ey hicranın incisi?
Umarım ki rüzgâr saçlarını hâlâ okşuyordur şefkatle.

Dün Yusuf Amca’nın oğlu uğradı hâneme,
Kederli bir yüzle dedi ki karısı:
“Gittiğim günden beri bana dargınsın,
zira bir satır bile yazmadım.”

Ah yârim, bilirim öfkeni;
bilirsin sen de, mektup yazmak bana zul gelir —
çünkü her harf, yüreğimin damarını keser gibi akar.

Söyle, anlamsız günleri, sessiz geceleri
hangi kelime anlatır sana?
Hakkım yok artık seni incitmeye,
bu yüzden sustukça kalemim ağlar.

Kendimden dem vurmam, bilirsin;
ama bu defa, işte, karşındayım,
birkaç kelâmı gözyaşıyla yazmaya niyetliyim.

Hangi elimi kullanayım, yârim?
Sağ elim seni anar, sol elim seni arar.
Hangi mürekkep seni taşır kâğıda?
Siyah yazsam keder, mavi yazsam gökyüzü olur adın.

Bu penceresiz hücrede ne anlatayım?
Cehalet, karanlıkta kandil söndüren bir rüzgâr,
açgözlülük ise kalpleri kurutan bir zehir.
Fareler bile hür, insan ise zincire vurulmuş.

Çantamda sararmış bir yaprak kaldı,
ona yükledim tüm sükûtlarımı, tüm iç çekişlerimi.
Bir kez daha: merhaba, ey kalbimin hükümdarı.

Aç çocukların iniltileri hâlâ kulaklarımda,
yoksulluğun yankısı yüreğimin duvarlarında.
Ruhumda kabuk bağlamayan bir yara gibi durur o sesler.

Ve ben, hâlâ köyümün bahçesindeki karanfil kokusuna hasretim.

Söyle bana, yârim,
hangi sözle dökeyim özlemimi?
Tatlı mı olayım, tanıdık mı duyulasın kulaklarına?
Zira artık güzel sözleri unuttum.

Ben, süslü kelâmlarda aciz bir âşığım.
Yalnızım; güneşin doğmadığı bu yerde
bir ben, bir sigaram, birkaç da hatıram kaldı.

Onlar en sadık yârlerimdir;
her gece, başımı taşa koyduğumda
beni kollar gibi sarar o anılar.

Burası, aşkın olmadığı bir vakit,
zamanın kalbi durmuş gibi ağır akar.
Her dakika senin yokluğundan daha zehirlidir.

Gün biter, herkes uykuya kaçar,
bense gözlerimi kapatıp
baharın kokusunu düşlerim —
belki rüyamda sana varırım diye.

Ah unutmadan:
Bahçedeki incir ağacı büyüdü mü?
Benekli inek doğurdu mu yavrusunu?
Ya ninem, ya dedem?
Onları da gözyaşlarımın ırmağında taşırım.

Her şeyi özledim, yârim;
hatta çocukları azarlayan Fatma Teyze’yi bile.

Dilerim ki gök yarılsın,
sonsuz bir yağmur yağsın üzerimize,
seninle ıslanalım,
ve ben, ıslak saçlarını tararken
kokunu içime çekeyim.

Zamanın kanatlarında savrulurken,
her kırık çam ağacı sevgimizle dirilsin,
her gölge, neşemizi hatırlatsın.

Söyle bana: nereden başlamalıyım?
Sevgiyle mi, öfkeyle mi, yoksa “merhaba”yla mı?

Yazarım, yazarım…
Sonra derim ki:
“Ona iyi olduğumu söyle,”
nehrin akıntısına bırakırım sözlerimi.
“Git, de ki, o hâlâ seni seviyor.
Unutmasın, kalp sensiz nasıl yaşar?”

Gözlerim göğe çevrili,
ay hâlâ parlar,
tıpkı mazinin ışıltısı gibi —
geçmişini unutmaktan korkan bir mevsimdir o.

Ah, sevgilim…
Omzumda hayatın bütün yükü,
kalbimde insanlığın derdi.
Gülümserim herkese,
ama içimde, kimsenin bilmediği bir ıssızlık büyür.

Gençliğim, hayallerim, çocukluğum —
hepsi birer solmuş gül gibi dağıldı zamana.

Söyle bana, yârim,
şimdi “seni özledim” desem,
bana ulaşmak için kaç asır geçersin?

Gel, aşalım tüm hudutları.
Korkmasın mesafeler,
çünkü ben gözlerimi kapattım bile,
zamanın ötesine geçtim.

Bu soğuk duvara yaslanmışken
senin sıcaklığını hissederim,
sanki nefesin ensemde.

Fısıldarız, güleriz,
dünya susar — sadece biz kalırız.

Seni, ayın güneşi arzuladığı gibi arzuluyorum;
sensiz geçen her gün, beni yokluğun kuyusuna iter.

Ah yârim, bütün karanlıklar
çöl fırtınası gibi dağılsın,
ve ben, yazılmış bir mektubun
yarınsız sabahına kavuşayım.

Keşke “eğerler” olmasaydı…
Keşke karanlık bilseydi,
ışığa giden yolun umutla döşendiğini.

Anam derdi ki:
“Sabah rüzgârı bir esti mi, artık durmaz.”

Ama söyle yârim,
bizim suçumuz neydi?
Ölmek için mi doğduk,
yoksa yaşamadan ölmeyi mi öğrendik?

Belki de —
biz çoktan ölmüştük,
ve birbirimizin nefesinde
yeniden dirilmeyi bekliyorduk.

Işığın Şairi
01/09/2025-Paris

Bilmiyorlar mı?

Şafak vaktiydi -ya da belki alacakaranlık.
Yıldızlar, havada asılı kalmış, sönmekle sönüp gitmek arasında gidip geliyordu.
Koyu kırmızı ay, parlak sarı bir acıyla şarkı söylüyordu.

Varoluşun kıyısında, yok oluşun ötesinde,
yıkımın sessiz çığlığı her yerde yankılanıyordu.
Çiviler, dikenler ve paramparça olmuş umudun dağınık parıltısı
dünyaya yayılıyordu.

Yaşayanların gözlerinde binlerce yıllık arzu filizleniyordu.
Yırtık bir ayakkabının etrafında büyük bir zulüm yüzüyordu.
Her avluda karanlık bir görüntü, vahşi bir görüntü dinleniyordu
ve sabır taşları çatlama korkusuyla yanıyordu.

Bir grup piç,
sanki her yeni gün fırsatçılara, sorun çıkaranlara aitmiş gibi
ortalıkta dolaşıyordu. Her yerde, dost kılığında düşmanlar,
sürülmemiş tarlalarda büyüyen dikenler gibi.

Oysa ben umut dolu yarınlara, ışıldayan aşklara, tüm gölgeleri uzlaştıran ışığa, yeniden doğacak günün menekşelerine, toprağı okşayacak yağmura inanıyordum.

Neden, neden bu erken yıkım?
Neden her bakışı öldüren bu hain sis?
Neden bu korku çığlıkları, bu irin nehirleri?

Çiçekler açlıktan ölüyor.
Güneş tepenin eteğinde batmaktan korkuyor.
Gece gündüzden utanıyor.

Bunu bilmiyorlar mı?
Bunu bilmiyorlar mı?

Soğuk ne kadar uzun sürerse, tadı o kadar acılaşıyor.

Işığın Şairi
04/10/2025 – Paris

Müəllif: Caroline Laurent Turunc

P.S. Gel sevgili, …

Aşkı özlemle arayan birinin feryadı olduğu düşünülse de aslında bu çağın evreninin çöküşünü anlatan bir şiirdir.

#carolinelaurentturunc

CAROLİNE LAURENT TURUNÇ

CAROLİNE LAURENT TURUNC

YENİ KİTAB İŞIQ ÜZÜ GÖRÜB

ZAUR USTACIN YAZILARI


>>>> ƏN ÇOX OXUNAN HEKAYƏ <<<<

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir