SƏN YUXUMA GƏLMİŞİDİN BU GECƏ (Nəğmə) Qış olsa da gəlib tapdı yay bizi, Qərq elədi öz nuruna Ay bizi. Həsrət qoymaz bu ayrılıq, tay, bizi, Ürəyimiz məskən oldu sevincə, Sən yuxuma gəlmişidin bu gecə.
Sən sevilən mən sevgindən tam dadan, Əngəl olmaz bu görüşə bir nadan. Dəstə tutub ulduzları səmadan, Sənə ənam gətirmişdim, gör, necə, Sən yuxuma gəlmişidin bu gecə.
Əlim göydə,əl açıram Aya da, O günləri mürgülərdən oyada. Kama çatdıq biz xəyalda, röyada, Kama çatdıq səhərimiz gəlincə, Sən yuxuma gəlmişidin bu gecə.
Ay İldırım, artıq, saça düşüb dən, Olmasa da ürəyində bir zədən. Nə yaxşı ki,illər sonra, təzədən, Qəlbimdəki həsrətimi bilincə, Sən yuxuma gəlmişidin bu gecə.
Altının ayarı, durduğu rafın ya da yanında bulunduğu diğer nesnenin/kişinin niteliğine göre belirlenmez; kendi saflık derecesiyle belirlenir.
“Edebiyatın, şiddeti önleyici etkisini nasıl artırabiliriz” diye sorduğumuzda, buna doyurucu yanıt verebilecek çalışma var mıdır? Çocuk edebiyatında şiddet konusu üzerinde özellikle durulduğunu biliyoruz ancak yetişkinler için aynı çalışmaların yapıldığını söyleyebiliyor muyuz? Sanırım buna yanıtımız olumlu değildir. Çoğunluğumuz, neyin dilsel şiddet, neyin eleştiri olduğunu veya neyin alaysama olduğunu ayırt edemeyecek durumdadır. Şiddetin her türüne karşı çok duyarlı bir toplum olmadığımız gibi şiddet ve dilsel şiddet konusunda bilgi noksanlığımız olduğunu hemen söylemeliyiz. Bu yüzden, dilsel şiddet içeren metinler, iyi bir şiir olarak topluma sunulabiliyor ve bunlar alkış alabiliyor. Şiddet duygusunu kamçılayan şiir, öykü veya denemelere yapıt denebilir mi, bunlar ayrıca tartışılmalıdır.
Yazın dünyamızda, şair veya yazarlar hakkında yazmak pek yaygın ve geçerli bir tutumdur. Neredeyse bir yazın türüne dönüşmüştür; biyografi olmayanlardan söz ediyorum. Ritüeli şuymuş, alışkanlıkları buymuş, böyle yazar şöyle çizermiş, kahvaltısını böyle yapar, paltosunu şöyle giyer, votkasına şarap karıştırırmış gibi dedikodudan öte bir anlam içermeyen yazılar… Yapıtları hakkında söyleyeceğiniz bir şey varsa, eleştiri gibi eleştiri yapıp etkinliğini ve yetkinliğini yazacaksanız diyeceğim yoktur. Şair ve yazarları öteki tarafa koyup kendi tarafına geçerek, inceleyip eleştirmek yerine övgü ya da yergiyle metin yazmak sığ bir konu gibi geliyor bana. Çünkü yetkin bir eleştiri sistemi olmadan haklarında ortaya koyacağımız yargı, bir temele dayanmayacak, onları sadece övecek ya da yerecektir.
Konumuz şiddet ve edebiyatsa, saygınlık, makam, mevki algısından, yani kişisel dürtülerin en ilkel olanıyla hareket eden bir kitleden söz etmeliyiz öncelikle. Sadece sanatçılar arasında değil; hemen hemen her ortamda olan bu kaygı ve tutumdan. Ayrıştırılmış, akışkan, birbirine saldıran, birbirinin üstüne basan “bir ben” kaygısının görünürlüğü vardır buralarda. Ne var ki bu kaygıdan doğan tutum, dilsel şiddetin (edebî şiddet) altında yatan temel ögedir. Görünür olmak, bir başkasının omzuna çıkmakla veya yakınında olmakla özdeş tutulmaktadır. Sanata gönül vermiş insanları bu tür davranışlara zorlayan, ele geçirilmiş ve dayatılmış sistem ile alışılagelmiş algı biçimidir, düşüncesindeyim.
Toplum tarafından saygınlık görüyor olmak, kişiye rütbe ve makam verilmiş anlamına gelmez. Diğer taraftan iyi şiir yazmak ve çok güzel tablolar yapmak, ne rütbe verir ne de makam sahibi olmanızı sağlar. Sosyal medyada bir paylaşım, çok hoşuma gitmişti. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle yazıyordu: “Galaksinin içinde binlerce gezegenden birinde, taş çatlasa altmış-yetmiş yıl yaşayan küçük bir canlı formusun, senden önce milyarlarca insan yok oldu, sen de çevrendeki yirmi-otuz kişi dışında kimsenin umurunda değilsin. Ne diye kasıyorsun kendini?”
İnsan; sıkıntılarını, isteklerini ve eksikliklerini gidermeye çalışır. Bunlar, çoğu zaman yerleşik kurallara aykırı davranışlar olarak ortaya çıkar. Ancak başka bir konu vardır ve işin temeli burasıdır diye düşünüyorum. Üstün olma ve saygınlık sorunu… Bu sorunun ikincil ayağı; insanda sonradan oluşan bir durumdur. Üstün olma güdüsüyle ilgilidir; ancak bu metinde, toplumsal olgu ve olaylardan öğrenilen sözde saygınlık sorunundan söz ediyorum. Toplumsal olgu ve tutumlar, kişiler üzerinde etkilidir. Bu tutumlar, bir anlamda toplum içerisinde öğrenilip taklit edilen, sonra da davranış biçimine dönüşen şeylerdir. Ayırdına varamayanlar veya davranış değişikliğine gidemeyenler, başkalarının ona dikte ettiği makam, mevki, iyi şair, ortalama şair gibi yakıştırmaları gerçekliğe taşıyarak bunlara boyun eğmek durumunda kalırlar. Buna göre tutum geliştirirler ve herkesin saygı duymasını isterler. Deyim yerindeyse, “Dünyayı kurtardığını” düşünerek herkesin onu omuzlar üstünde taşımasını bir hak olarak görürler. Ne yazık ki okuduğumuz çoğu metinde bu tür yaklaşımlar sıklıkla görülür. Buna, insan oğlunun kendisini savunma mekanizmasıdır, deyip geçelim.
Sosyal medyaya, dergilere, kitaplara, sanat veya şiire ilişkin yazılara şöyle bir bakalım. Bu yazıların çoğunda, yazar veya şair, kendini ışıklı bir vitrinin en üst noktasına yerleştirmiş, diğerlerini; kötü, bilinçsiz, bilgisiz, şiirden, yazından habersiz bir kalabalık olarak görmektedir. Sanatsal ve bilimsel yazılar konu dışı olmak üzere, eleştiri adı altında yazılan metinlerin büyük bir kısmı böyledir. Yukarıdaki tümceler, birer saptama olduğu için satırlara girdi. Yazınımızda sık sık karşılaştığımız eleştiri amaçlı metinler, çoğunlukla dilsel şiddet içeren metinlerdir. Yazı ve şiirlerimizde kullandığımız dil, başkasının üzerinden pay çıkarmaya, yarar sağlamaya, görmezden gelmeye, öç almaya, tanınırlık devşirmeye, saygınlığına zarar vermeye, küçük düşürmeye ve gülünç duruma düşürmeye yönelikse bunlar, dilsel şiddet içeren metinler olarak görülmelidir.
Başkalarını aşağılamak, kendine makam mevki vererek bir yerleri işgal etmeye yeltenmek, bir diğerini değersiz görmek, güzel değeri olmasına karşın sırf saplantılarınızdan dolayı bilerek görmezden gelmek, sanatta ve edebiyatta bir şiddet türüdür. Şiddeti sekiz kategoriye ayırıyor Franz Kiener. (İleten İmran Karabağ, Dil ve Şiddet, İkaros Yayınları) Maytap geçmeden başlayıp küçük düşürme ve sözlü saldırıya, hakaretten küfre kadar varan konuşma dilidir. Bir başkasını incitmeye, onun duygularını ve saygınlığını ezmeye yönelik sözlü eylemler bütünüdür.
Bunu biraz açalım isterseniz. Ruhsal şiddetin en etkili aracı dildir. Diğer bir deyişle sözle yapılan saldırılardır. Şiddet açısından düşünecek olursak çoğu metinde var olan, ancak çok üzerinde durmadığımız ayrıntılardır bunlar. Elbette dilsel şiddet konusu, eğitim ve yaşam anlayışıyla doğrudan ilgilidir. Ayrıntılı düşünmeyi gerektirir. Bu tür söylemlere başvuran kişi, kendisine bir yarar sağlamak amacıyla yapar. Ne kadar özen gösterilip gösterilmeyeceğini, toplumdaki ortak davranışlar belirler.
Dilsel Şiddet (Sözlü saldırılar) Kategorilerini şu şekilde belirliyor Franz Kiener:
Şüpheye dayalı olanlar; yalan söylemek, bir başkası hakkında çarpıtıcı bilgi vermek…
Yerleşik kurallara aykırı olanlar; azarlama, uyarma, ön yargıya dayalı eleştiri, yargılayıcı sözler, alay etmek, görmezden gelme,
Kötü niyetli olanlar; suçlama, iftira ve ihanet türü sözler, öç alma, dolaylı yoldan zarar verme, haysiyet ve onurunu kırma…
Teşhir ediciler; küçük düşürücü, suçlayıcı, tahrik edici, saygınlığını yok edici söylemler
Tehdit edici-meydan okuyucular; okura bağırma, saygı sınırlarını aşan söz kullanımı
Sert tartışmaya neden olanlar; hakaret, küfür, hor görme, aşağılama…
Gülünç duruma düşürenler; alaycı, taklit edici, iğneleyici ve makaraya alıcı, maytap geçme.
Aslında “şiddet, övgü, eleştiri ve dilsel şiddet” ayrımı önemlidir. Sınırları çok dikkatli çizilmelidir. Eleştiri olmadan gelişim olmaz. Dilsel şiddet içeren ancak göz ardı edilebilir gibi düşünülenler vardır ki bunlar, ruhsal çöküntüyü için için körükleyen şeylerdir. Görmezden gelme, hor görme, küçümseme söylemleri gibi… Neden özellikle bunu belirtiyorum? Okuduğumuz pek çok metin, eleştiri gibi görünmesine karşın çoğunlukla dilsel şiddet içermektedir. Biz bunları eleştiri yazısı ya da deneme diye okuyor, üstelik “Ne güzel yazmış, ağzına sağlık diyoruz.” Çünkü bizden başka birini aşağılıyor veya toplum gözünde onun saygınlığını zedeliyor. Çoğunlukla bunlar, bizim de şiddet duygumuzu kaşıyan metinlerdir. Büyük çoğunluğumuz da bunların dilinden hoşnut oluyor.
Eleştiri düşüncesiyle yazılan çoğu metin; kişi, grup, sınıf gibi hedef aldığı kitlenin toplum gözünde saygınlığının zedelenmesine neden oluyor. Bunları çok kötü iş yapıyor olmakla suçlayarak veya yaptıklarını kötüleyerek, okurların uzak durmasına yardımcı oluyorlar. Birey olarak bizler, birbirine bakarak karar vermeye eğilimli kişileriz. Olumsuz bildirilerden etkilenerek, etkinlikte, dergi sayfalarında veya bir grubun yanında bulunmaktan kaçınıyoruz. Hem de çok açık bir şekilde yapıyoruz bunu. Sanat dünyasında bilerek ya da bilmeden yapılan bu tür girişimler, etkili birer şiddet türüdür, diye düşünüyorum. “Altının ayarı; durduğu rafın ya da yanında/ilişkide bulunduğu diğer nesnenin/kişinin niteliğine göre belirlenmez; kendi saflık derecesiyle belirlenir.” Sanatçı da altın gibidir. Bulunduğu, durduğu yere göre saygınlığı belirlenmez. Bu, dayatılmış ve sonradan öğretilmiş bir anlayış kalıbıdır. Diğer yazarın iyi ya da kötü olması kimsenin iyi yazar olmasıyla ilgili değildir. Düzeyleri hakkında karşılaştırma yapabilmek için somut bir kanıt da yoktur elimizde. Sınırsızlık, sonsuzluk ve özgürlük ortamında üretilmelidir her yapıt. Kimin ne yaptığını ve kimin nerede durduğunu küçümsemek bağnaz bir yaklaşımdır. Birinin yanında durduğu için şişinmek, kendi yetkinliğini kanıtlayamamış kişi tutumudur; başkalarına karşı dilsel şiddet kullanmak ise eğitimsizliktir.
Edebiyatı şiddetten uzak tutacaksak, daha doğrusu toplumda şiddeti önlemeye yönelik edebiyatın işlevini etkin kullanacaksak; önce yazar ve şair olarak, şiddetin kaynaklarından kendimizi arındırmalıyız. Dilimizden, kalemimizden uzaklaştırmalıyız. Dilsel şiddet, tek başına bir eylem/olgu değildir; içimizde yatan asıl şiddetin dışavurumudur. İster istemez kalemimize yansır. Okura aynı şekilde geçer. Okuru estetik yaşantıya yöneltmek yerine, şiddet eğilimli bir varlığa dönüştürür. Kadın, çocuk veya toplumun her kesimine karşı şiddet, içsel bir sıkıntının sonucunda ortaya çıkar. Bu sıkıntılar, sanat ve yazın gibi alanların gücüyle azaltılabilir. Yeter ki yazar ve şairler, son zamanlarda olduğu gibi içlerindeki şiddeti sağa sola cömertçe saçmasınlar. Ön almak için öncelikle yazar ve şairler dikkatli olmalılardır. Geçmişte kalmışlar gibi, şiire silah, eleştiriye mezarcı, öyküye gardiyan ve denemeye bildirge görevi verilmemelidir. Şiiri veya yazınsal metni, öteki üzerinde üstünlük kurma gereci olarak görmemeliyiz. Şiirin/sanatın hedefi, okuru ezmek ya da ötekini dövmek değildir; okuru estetik yaşantıya sokmaktır.
Sırdaşın mı cahil, dilde dem bozuk? Doğru yoldan çıkıp, çağlayıp coşma. Hizmet edersin hep, menzilsiz tozup, Laf fitili yakıp, dağlayıp coşma.
Semah dönen kişi, paktır ak yüzü, Gülbenk okur dili, bism-i şah közü, Gerçek er, bacılar, hürmette sözü, Şerri dilde çakıp, yağlayıp coşma.
Cem mekânı Allâh, güvercin yurdu, Üçler, beşler, saf saf, yiğitler kurdu, O halkada elest, şehitler nurdu, Kem diline bakıp, çağlayıp coşma.
Meydana çıktıysam, namus derdiğim, Ar şerbeti dolum, kültür verdiğim, Çarkta dönerken hü, özüm serdiğim, Sofu gözle bakıp, bağlayıp coşma.
Aykız türkmen kızı, öter gölünde, Turna semah eder, gelir çölünde, Avaz avaz sazda, yanar, gülümde Zalim boşa akıp , ağlayıp coşma. 10 ocak 2021.
MEKANSIZ KALDIM
En güzel dostumsun, doyamam canan, Büyü mü yaptın ki, mekansız kaldım. Konamam gölüne, sarhoşum yanan, Aşka ne kattın ki, mekansız kaldım.
Çırası meşeden, közüm ah sönmez, Yanarken çağırır, sesi hiç dinmez, Ağıt yakar matem, acılar sinmez, Busen mi tattım ki, mekansız kaldım.
Ta derinden çizdin, incinir yaşım, Gururlu kuşkusuz, eğilmez başım, Dolaşıp dururum göklerde kuşum, Sihir mi yaptın ki, mekansız kaldım.
Derler neden sitem, sadıktır yarin, Elinde bade içer, lisanı narin, İdrak eder her dem, zor günde carın, Kaşın mı çattı ki, mekansız kaldın?
Aykızın yüreği, büyülü olsun, Ebedi zenginlik, erdemle dolsun, Tensel hazlar tülden, ipekten yolsun, Bağım mı sattın ki, mekansız kaldım. 25 Aralık 2020.
YÖNETEN SEN Ufukta boğuşan aşk, sarıya durmuş cihan, Canı cilveli kılan, evreni yöneten sen. Yorgun kıvrılan yollar, yokuşa doğru nihan , Yakarken teni alan, evreni yöneten sen.
İlkeler er geç talan, salt bilinç işgal görür, Erkek dişi fark etmez, istenç benliği bürür . Üstün olan sevdadır, kıyamet kopsa yürür, Akılda teli çalan, evreni yöneten sen.
Yıkıldı efendim, bak, gönül otağım yanar, Bir duman seli varım, gör sızım sızım kanar. Şems gibi yüzün yansır, üryan eksende döner. Yücelerden hü kalan, evreni yöneten sen.
Ben sende yok olurum, sen benim özde yüzüm, Dile gelirken gizin, kaybolur inan hüzün. Boşluk titrer çözülür, kutlu soluktur közün, Beni deryaya salan, evreni yöneten sen.
Aykız aşıktır sana, şuramdan seni buldum, Kendi içimde ışık, anda sıcacık doldun. Tülüme evrende tan, beytullah menzil yolsun, Cihana sultan olan, evreni yöneten sen. Beytullah: ( kâbe için kullanılır) Tanrının evi. 16 Aralık 2020.
DAMLARKEN Kimi zaman yakar hayat, kavurur, Özden çıkıp dışa, kendim damlarken. Sebebi var elbet, zalim savurur, Çıngı gibi başa, kendim damlarken.
İnatçı bir sevda, tedbirsiz çağlar, Kasım kadar solgun, yakarır bağlar. Irak akar korku, gizliden ağlar, Özsu denen kaba, kendim damlarken.
Zerre zerre süzer, kaynaktan tozar, Yiğit dolu ile, gümansız yüzer. Mavi bir hazine, Gökkubbe küser, Evren denen vara, kendim damlarken.
Umut gece titrer, solgun ışıkken, Hasret düşer duygu, ruhum aşıkken. Can yakar tutkular, keser ayıkken, Kurak kalan cana, kendim damlarken.
Aykız’ım biçare, vakit yol alır, Kar kuyusu ne ki? sıvazlar asır. Rivayet olur tül, büyüler ahir, Dil zar olup tara, kendim damlarken. 21 kasım 2020.
DERMAN AZİZİM Hasret tende azar, harabat gönlüm, Minnet etmem hara, derman azizim. Lokman olsa koşar, çırada söndüm, Dara çeker dara, derman azizim.
Derin vech içinde, semah ediyor, Sabır dileği sır, ruhu eziyor, Yıldız gibi çakıp, bağrım eşiyor, Çığlık atar nara, derman azizim.
Diz kırsın sancılar, alayım nefes, Terk etsin canım, boş kalsın kafes, Aşk makamım yanar, kalmadı heves, Yare tüter yare, derman azizim.
Alın yazım bil ki, gazelim bizar, Gümüş ay çatladı, yıkıldı hisar, Külli nefssin vara, gönlüme sızan, Cana kıyar cana, derman azizim.
Aykız der yakarış sana dilimden, İnkar etme sakın, derya derinden, Çare yok dönüyor, vuslat yüzünden, Tülüm yanar sana, derman azizim. Küllü nefs: Evrenin ruhu… 20 Ekim 2020.
Dört mevsim toprak özde, renkler sual edilmez, Birliğin içinde giz, vasıl olur erilmez. Biçare beden korda, zerre huzur ekilmez, Peyda olur o sözün, gözden taşarken sevda.
Evrensel bir öğretmen, bağban olur çalıma, Bir teselli sunar ki, meydan okur varıma. Kutsanmış şıra dilde, yakar şifa karıma, Nefesim keser közün, gözden taşarken sevda.
Aykızım hak değil mi, gönlü yakan çıramız? Bükülsün zaman günde, iki cihan aramız. Aşk-ı niyaz edelim, kevser alsın harımız. Çağlayıp akar tülüm, gözden taşarken sevda.
“Əli bayramı”nda, mübarək gündə, Baharda dünyaya gəldi Ələsgər. “Zülfüqar” qüdrətli hikmətləriylə “Əlinin əsgəri” oldu, Ələsgər! * * * Görən valeh oldu yaraşığına, Quran nicat verdi Haqq aşığına, Döndü haqq nuruna, haqq işığına, Pir, ocaq, övliya, “quldu” Ələsgər. * * * Sevdi əhli-beyti(ə.s), Qadir Allahı(c.c), İsa-Ruhullahı(ə.s), Xəlilullahı(ə.s)… Heydəri-kərrarı(ə.s), Rəsulullahı(s.s) Rəhbəri, öndəri qıldı, Ələsgər. * * * Yaxın dostu sandı Həzrət Əlini(ə.s). Vəsf etdi hər yerdə qızı, gəlini; Gördüyü hər elin gözəllərini Məhrəm: ana-bacı bildi, Ələsgər. * * * Təqvalı dolandı, həyalı gəzdi, Nankoru, namərdi həcv ilə əzdi! Müşrikin əlini əlindən üzdü, Şəri həyatından sildi, Ələsgər. * * * Haqsızlıq etmədi, qəlbə dəymədi, Xainə, zalıma boyun əymədi, “Özgəyə xas olan libas geymədi”, Dərsini Xudadan aldı, Ələsgər! * * * Yalnız tək Tanrıya ibadət etdi; Beşikdən məzara itaət etdi, Axirət evinə şərəflə getdi, Münafiq sanmasın “öldü Ələsgər”! * * * Məşhur oldu Göyçə-Oğuz eliylə, Sevildi əvəzsiz töhfələriylə, Dildən-dilə düşən nəğmələriylə Qəlblərdə yurd-yuva saldı, Ələsgər! * * * Hər an nəfəs aldı İmam Zamanla(ə.f), Çəkildi sınağa “yaxşı-yamanla”. Ülvi məhəbbətlə, xalis imanla Hikmətdən yaranan “sal”dı Ələsgər. * * * Parlaq Günəş doğdu Göyçə-“Rəvana”, Yayıldı şöləsi Qarsa, İrana… Tanrı töhfəsidi Böyük Turana! Ölkədi, mahaldı, eldi Ələsgər! * * * Saldı eşq oduna bir nazlı dilbər, Dili qələm oldu, sinəsi dəftər, Köksünü eylədi eşqinə səngər, Sazını sol əlli çaldı, Ələsgər. * * * Qədim Ağkilsəni boyadı nura, Əfsus, qovuşmadı sevdiyi yara, Nakam məhəbbəti boyandı qara, Dərdini saz ilə böldü, Ələsgər. * * * Haqqa xidmətiylə zirvəyə qalxdı, Sözün qüdrətiylə şimşəktək çaxdı, Coşan şəlalətək qəlblərə axdı, Hər sevən ürəyə doldu, Ələsgər! * * * Məşəltək alışdı gənclik çağından, Dərmədi qönçəni Vətən bağından, İçdi Kəlbəcərin buz bulağından, Yarını Yanşaqda buldu, Ələsgər. * * * Xələl gətirmədi ustad adına, Ürəkdən bağlandı öz ustadına, Çevrildi o dahi söz ustadına, Əbədi zirvədə qaldı, Ələsgər! * * * Müxənnət şər dedi, sığındı Haqqa, Üzə ağ olmadı, girmədi haqqa, Heç zaman vermədi haqqı nahaqqa, Hər yerdə Haqq ilə oldu, Ələsgər! * * * Vəsf etdi dünyanı baxışlarıyla, Bəzədi “SÖZ” adlı naxışlarıyla. Tanrının aramsız yağışlarıyla Hər bahar kükrəyən seldi Ələsgər! * * * Tuş gəldi felinə dövrün-zamanın, Çəkdi həsrətini Növrəs İmanın… Çevrildi yarına çiskin, dumanın, Buludtək boşaldı, doldu, Ələsgər. * * * Yaranan hər kəsi Haqqa səslədi! Hər doğulan günə ümid bəslədi, Açılan sabahdan müjdə gözlədi, İllərlə xəyala daldı, Ələsgər… * * * Helmin dəryasında salmışdı lövbər, Sərvəti tükənməz, hər sözü gövhər, Sirli xəzinəsi dillərdə əzbər, Qızıldan qiymətli ləldi Ələsgər! * * * Söylədi: Haqdandı, haqqın hesabı, Cəhənnəm əzabı, qəbir əzabı… Nə zaman bağlanır ömür kitabı; Onu da əzəldən bildi, Ələsgər. * * * Hər il qədəm qoydu tər gülüstana, “Əlvida” söylədi sərt zimistana… …Çevirdi yönünü “Ərəbistana”, Yüz beşinci bahar “soldu”, Ələsgər. * * * Əzrail(ə.s) rəhm ilə canını aldı, Oba yasa batdı, el yola saldı. Özü köç eylədi, hikməti qaldı, Çağlayan bulaqdı, göldü Ələsgər. * * * …Şəfaət dilədi “Əl-Mulk”, “Ər-Rəhman”, Açıldı taybatay Cənnəti-Rəyyan, Aldı ağuşuna Rövzeyi-Rizvan, Müşk-ənbər ətirli güldü Ələsgər! * * * Haqqa xidmət etdi, xilaskar oldu, Əhdə-anda sadiq bir əsgər oldu, Ucaldı, Pir-Dədə Ələsgər oldu! Xariqə yaradan əldi Ələsgər! * * * Bəşərin Günəşi doğdu cahana, Şan-şöhrət gətirdi Azərbaycana! Vətəni, torpağı sevən insana Qarabağ, Muğandı, Mildi Ələsgər! * * * Şəninə nə qədər söz desək, azdı! Adını əbədi tarixə yazdı! Bəhrəli payızdı, çiçəkli yazdı, Güllü çəmənzardı, çöldü Ələsgər! * * * Everest dağıdı, zirvəsi qarlı, Qartal əzəmətli, qartal vüqarlı! Nəim cənnətidi, tükənməz barlı, Kövsərə dad verən baldı Ələsgər! * * * Camalı göyçəkdi, bayram ayıdı, Novruz töhfəsidi, Tanrı payıdı, Səlsəbil çayıdı, “Qar-qar” çayıdı, Göygöldü, Xəzərdi, Nildi Ələsgər! * * * Ucadan ucadır, “öz dağım” kimi! Uludan uludur, torpağım kimi! Solmazdı, üç rəngli bayrağım kimi, Yaşıldı, əlvandı, “al”dı Ələsgər! * * * Zirvələr fəth etdi Haqqın əliylə, Seçildi sözüylə, əməlləriylə… Kəndində ucalan daş heykəliylə Düşmənin bağrını dəldi, Ələsgər! * * * …Səslədi pələsəng Göyçə elini, İnlədib sazında “Göyçəgülü”nü, Yararaq “göy gözlü Göyçə gölü”nü Cənnətə yol alan “sal”dı Ələsgər! * * * Bağrı qan ağlayan “Ağrıdağıdı”, Tək “Xarı bülbülsiz” Vətən bağıdı. Müqəddəs ocağı sar oylağıdı, “Lalənin bağrında xaldı” Ələsgər. * * * Ruhunu şad edən Uca Allahdı, Açılan səhərdi, nurlu sabahdı. Dədəni unutmaq böyük günahdı! Hər halal nemətdən boldu Ələsgər! * * * Xoşbəxtdir, bağından bol məhsul dərən! Qədrini bilənlər ər oğlu, ərən… Sənət meydanında üzünü görən Sanardı, Rüstəmi-Zaldı Ələsgər! * * * O pir Haqq aşığı, o pir-ocaqdı! Hikmətli kəlamı qucaq-qucaqdı! Yaradan soyunu qoruyacaqdı, Silinməz tarixdi, ildi Ələsgər! * * * Neçəki dünya var, yaşayacaqdı, Adını Dədə tək daşıyacaqdı… Hər sözü könüllər oxşayacaqdı, Həzin layla çalan dildi Ələsgər! * * * Ələsgər ocağı nurdu cahana! Hərcayı sözümü çətinki qana! Zər qızı-oğulu doğar zər ana! Müqəddəs “torpaqdı- gildi” Ələsgər! * * * “Didərgin mahalı” elim-obamdı, Məskəni yurdumdu, doğma yuvamdı. Babamın babası – ulu babamdı, Qəlbimdə ən incə teldi Ələsgər! * * * Anlamaq çətindi, yazmaq asandı, Hər kəsin sınağı Sirat, Mizandı… Hər işə hökm edən “yazı yazandı”! Əbədi döyünən “sol”du Ələsgər! * * * Car oldu aləmə Ələsgər adı, Haqq idi həmdəmi, Alı — ustadı. Simanı qorxutmaz cəhənnəm odu, Cənnətə sualsız yoldu Ələsgər! 29.03.2019. Allah rəhmət eləsin, ruhu şad olsun. Müəllif: Sima Azadqızı (Göyçəli)
DAŞ İMİŞ Yar yolunda çəkdim zulmün zillətin, Şələ tutub, aldım eldən minnətin, Gözlərimə yığdım hicran, həsrətin, Vüsalına ha can atdım, boş imiş. * * * Dönüb baxdı geyindiyim alıma Bəzək dedi, sinəm üstə xalıma, Etibarsız, o insafsız zalıma, Göz yaşlarım gülüşümdən xoş imiş. * * * Son sətirlər saralıbdır varaqda, İtirdiyim illər qalıb soraqda, Mənə gələn yolu tutub ayaqda, Yoxsa yada gedən yolu baş imiş?! * * * Sevgimizin həsrət qoxan ətirin, Tozun alıb, oxşayardın xətirin, İtirmisən bəlkə də son sətirin, Ürək quru, eşqin sözdə yaş imiş?! * * * Sinə gərib fırtınaya, küləyə, Haqqı vardır, vardan Haqqa gileyə, Sən oxşatdın üstü şehli çiçəyə, Əzəl gündən Lalə elə daş imiş. 21. 03. 2021.