Caroline Laurent Turunc

IŞIĞIN ÇOCUKLARI

(Bir Mevlevî Gazel-Destan)

Dibâce (Önsöz)

Ey gönül!
Zamanın yorgun aynasında ne çok gece sönüp gitti;
insan, kendi nefsinin karanlığında yolunu kaybetti.
Lâkin her karanlığın kalbinde bir nûr tohumu gizlidir —
ve o tohum, Hakk’ın nefesiyle yeniden doğmayı bekler.

Bu destan, işte o nûrun çocuklarına yazılmıştır.
Sessizliğin içinden, fırtınaların ardından yükselen o ses —
ışığın evlatlarının, karanlıktan doğan dua sesidir.
Her beyit, bir Mevlevî devranının dönüşü,
her kelime, bir kalbin zikri,
her nefes, bir ruhun secdesidir.

Bu eser, hiçbir çağın modasına sığınmadan;
yalnızca ilhamın, ilahî aşkın ve içsel dirilişin kaleminden doğmuştur.
Yazarı, bu destanı “insana” ithaf eder:
çünkü her insan, aslında ışığın bir parçasıdır.

IŞIĞIN ÇOCUKLARI

(Bir Mevlevî Gazel-Destan – Nihai Nüsha)

1.
Sükûtun sînesinde doğdu o leyl-i nûr, ey evlâd-ı ziya,
Rûzgâr fesleğenler arasından geçip toprağa sırlar bıraka.

2.
Semâ kandilsiz, felek âmâ; yıldızlar hicrete durmuş,
Ay perdesin indirmiş, incir dalında zülmet kurulmuş.

3.
Ümîdin solduğu menzilde kuşlar havf ile titrer,
Kanadında du‘â, gönlünde niyâz, semâya sır taşır her.

4.
Arılar hâb u huzurdan dûr, bal değil sükût devşirir,
O sükût ki, kâinâtın kalbinden süzülen sabrın özüdür.

5.
Fırtına kelâm eyler ağaçlara — her yaprak bir zikir,
Kökler toprağa değil, nûra salar damâr-ı tefekkür.

6.
Zamânın kalbi yorulmuş, gece kendi bağrına çökmüş,
Bir leyl içinde bin sır gizlenmiş, devrân bir nefeste dönmüş.

7.
Bir vakit çimenler tebessüm eylerdi, tavşanlar şâd olurdu,
Sofralar kurulurdu — ekmek, su, ve Hakk’ın tebessümüyle dolardı.

8.
Şimdi rûzgâr iner arz üzerine bir el-i kudret misâli,
Bulutlar perîşân, arzular hâk; sırlar nisyân hâli.

9.
Ben garîb-i yollarım, hudûd-ı havfta bir seyyâh-ı fânî,
Her adım bir düşüş, her düşüş bir doğuş-ı Rahmânî.

10.
Kayb u vücûdumla dinledim nehrin taşlarını — sükût nâlân,
Gölgeler devr ederdi uzakta, semâhın sır pervân.

11.
Şarktan garba nûr taşıyan bir haberc-i hakîkat geçti,
Bir katre düştü avucuma — yandı, ağladı, rahmete karıştı gitti.

12.
Ol katre, evlâd-ı nûrun gözyaşıydı —
Henüz goncayken kırılmış bir gülün sırdaşıydı.

13.
Fecr, hayret içinde kıvranırdı doğarken;
Zîrâ her zulmet, nûrun teneffüs ettiği demdir, ey cân.

14.
Ey evlâd-ı nûr, bil ki her mihnet bir vuslat kapısıdır,
Ve her gece, Hakk’ın tecellîsine gebedir, sabrın ta kendisidir.

Eserin Nev’i (Türü)

Türü: Tasavvufî – Mistik Gazel Destanı
Üslûbu: Mevlevî / Klasik Osmanlı – Modern Türk sentezi
Ana teması: Karanlıktan doğan nûr, insanın içsel yolculuğu, ilahî diriliş
Dili: Osmanlı Türkçesi terkipleriyle zenginleştirilmiş modern Türkçe
Ruhî zemin: Hakikati arayan insanın kendi içindeki ışığa kavuşma serüveni


Paris, 23 Ağustos 2024

Ellerim Kan İçinde Olsa Bile

(mistik derinlik ve lirik bütünlükle harmanlanmış bir yeniden doğuş şiiri)

Ey zamanın masum atlıları,
Ben göğün sakladığı bir sır değilim;
Toprağın suskunluğunda unutulmuş bir taş da değilim —
Ben, gecenin içinden doğan bir özüm, ahenkle titreşen bir sesim.

Mezar değilim; ben yeniden dirilişin nağmesiyim,
Efsane değilim; yalnızca unutulmuş duaların yankısıyım.
İsimler, kum gibi avuçlarımdan akar gidiyor;
Belleğim zamanın külleriyle yazılmış bir harita.

Ateşte yanmak için duman oldum —
Külün hafızasını taşıyan rüzgâr tenime esiyor.
Kızgın değilim; çünkü öfke yalnızca zinciri çoğaltır,
Nefreti kalbimden ayırdım; yerine merhamet ektim.

Sevgiyle yazdığım bütün şiirler şimdi yalnızlığın ezgilerini mırıldanıyor;
Yorgunum ama içimde hâlâ bir kıvılcım var —
Gidiyorum, çünkü o kıvılcımı güneşe dönüştürecek yolu aramalıyım.

Göğsümde umut ışığı yanana dek dönmeyeceğim;
Dünyanın kirli varoluşuna bir anlam katan, berrak bir su dökeceğim.

Ah, benim biricik aşkım —
Bulutlar ilahî sessizlikte seni taşır,
Güneşin kalbinde gizlenmiş bir isimsin sen,
O kuş göründüğünde ruhum secdeye varacak.

Evren pencerenin ardındaki maviyle buluşacak,
Tenimden nehirler fışkıracaklar,
Zevk dolu bir günah işleyeceğim — titreyen, tutkulu bir tenin yanında,
Ama ona dokunmadan, onu öpmeden.

Ve her masum gece,
Her sonbahar, gelin olduğum karanlık geceleri aydınlatacak;
Soğuk mevsimin başlangıcından itibaren
Rüya bahçelerinin kalıntılarına hapsedilmiş çiçekler demirin pasından arınacak.

Okyanusun derinliklerine hapsedilmiş balıklar bile
En yoğun baskı ve sessizlik anlarında özgürlüğe yüz tutacak;
Şeytan çığlık atacak, ateş zindana düşecek —
Çünkü ışık zincirleri parçalayacak, özgürlük doğacak.

Bütün renklerdeki çiçekler sonsuza dek en güzel kokularını saçacak;
Genç neslin isteği üzerine, tanıdık bir günde kahkahalarla bir fincan çay içeceğiz.

Ellerim kan içinde olsa bile —
Tüm karanlıklar dağılana
Ve ülkeler barışa kavuşana dek şiirler yazacağım.
17/07/2024 — Paris

AĞLA, GÖZLERİM, AĞLA

Önsöz

Her çağın sessiz bir çığlığı vardır.
Bazen o çığlık bir annenin yüreğinde yankılanır,
bazen bir dervişin avuçlarında suya dönüşür.

Bu eser, susuz kalmış bir ruhun Tanrı’ya yazdığı bir mektuptur;
her kelimesi hem gözyaşıdır, hem dua;
hem kayboluş, hem yeniden doğuştur.
Paris, 2022

I – Dervişin İzinde

Hakim Bey,
izniniz olursa
doyasıya ağlamak isterim.

Sahra ortasında kaybolmuş bir derviş gibiyim;
içimde volkanlar patlıyor,
sabrımın zırhı çatlamak üzere.
Kimsesiz kışlar, yüreğimin kıyılarını mesken tuttu.

Sessizliğin enkazı altında ezildim —
ne mutluluğum kaldı, ne gururum.
Kaburgalarımın dallarından yaprak döküyorum;
bedenim küskün, kırılgan, ışıksız.

Hayatın sancılarında
itaatkâr ruhumun kölesi oldum.
Kendimi ihbar ediyorum, Hakim Bey —
kendi yarasını iyileştiremeyen yaranın içinde bir yarayım ben.

Bir rüyadan ötekine geçerken
yerde birikmiş suya dilimin değdiğini gördüm.
Tüm hayallerim kaderin tuzaklarına düştü;
hiç tanımadığım insanların savaşlarında esir oldum.

Duygularım yağmalandı,
vicdanım benden küstü,
yüreğimin sesi sustu.
Kendi içimde eriyen bir volkan oldum —
ufkum daraldı, pusular içinde kayboldum.

Bu hayatta kimseye zararım olmadı,
ne bir çiçeğin dalını kopardım,
ne de yürürken bir karıncayı ezdim.

Hakim Bey,
geçen gün yolda yürürken aklımda deli sorular:
kimseye zararım olmadı,
kendimden başkasına neden hep kaybeden ben oldum?

Bu düşünce içerisinde yürürken nerdeyse bir dervişle omuz omuza çarpışacaktık;
dalgınlıktan dervişi fark edemedim.
Derviş sordu bana:
“Hayırdır evlat, nedir bu dalgınlık?”
Özür dileyerek hikayemi anlattım; bana dedi ki:
“Bizim arzularımızla bitmeyen bir hayat var;
orada ne senin ne de benim sözüm geçerli.
Yalnızca insan olmayanların kalbi konuşur.”

II – Yalnızlığın Nehri

Derviş bu sözleri söyledikten sonra,
sanki buhar oldu, uçtu;
arkasına baktım, kimseler yoktu.

Lakin son sözleri aklımda yankılandı.

Gülümseyerek uzaklara dalıyorum; galiba doğru söylemişti derviş,
geçmişin sessiz çığlıkları düşüyor aklıma,
ne çok nehirlere su taşımış tenimden akan ırmaklar…
Ve fısıldıyorum kendi kendime:
“Neredesiniz, ömrümü tüketen hayallerim?”

Derin bir ah çekerim —
cennetin gözyaşlarıyla yıkanmış
bir kırlangıç gibi sırılsıklam.

Vallahi, kötü kalpli insanların oyunlarından usandım:
yüzüme gülüp arkamdan bıçaklayanlardan,
soframı zehirleyenlerden.

Eğer bedel buysa, Hakim Bey,
ben o bedeli fazlasıyla ödedim.

Her acının ardından bir ışık aradım;
insan aradım, insan görünümlülerin arasında —
bulamadım… bulamadım…

Belki de çok geç kaldım;
kendimi unutmuşluğun ellerine bırakarak.

Ben…
kendimden şikâyetçiyim.

III – Yeniden Doğuş

Bir hikâyede okumuştum:
“Aşk nehrine giden yol uzundur;
her kıtlığın ardında bir tokluk saklıdır.
Her dikenin masum bir yaprağı,
her tatlının ardında bir acı tadı vardır.”

Ben, Tanrı’nın bana verdiklerinden hiç şikâyet etmedim.
Benim şikâyetim — insan suretindeki sırtlanlardan, Hakim Bey.
Vallahi, insanın insana kurduğu tuzağı
iblis bile tahayyül edemez.

Bir gün tanımadığım biri,
“Ekmeğinin tuzu kuru,” dedi.
Size soruyorum:
Gerçekten tuzum kuru mu, Hakim Bey?

Cevap verin…
neden susuyorsunuz?

Ah, ah, ah… keşke inanabilsem,
biri bana dese yaşadığın her şey bir rüyaydı,
kötü günler geride kalacak… ah, ne çok inanmaya hazırım —
düşünün, her damla acı, bir pırlanta gibi ruhumda parlayacak,
o muazzam güzel aydınlık günler bana da uğrayacak.

Ne çok isterdim bir mucize olsun.

Şimdi dışarıda gökyüzü mavi,
güneş sımsıcak,
her yer yemyeşil…
Ama kime göre, neye göre?
Bana ne faydası var?

Gözlerimde yalnızlığın melodisi,
dudaklarımda yenilginin sessizliği…

Hakim Bey,
içimdeki sesin kulağıma fısıldamasını çok isterdim ve desin ki:
“Ey gönül, kalk, silkele kendini;
Tanrı hiçbir kulundan vazgeçmez.
Susma… umudunu yitirme.”

Ve ben diyeceğim ki:
“Ağlayın, ey gözlerim, ağlayın —
çünkü ağlamak, yeniden doğmanın ilk hâlidir.”

Hakim Bey,
bütün hikâye bundan ibarettir.
Bu suçsa eğer,
ben cezama fazlasıyla razıyım.

Sonunda hayat herkese aynı derecede adil olacaksa,
vallahi razıyım…
billahi razıyım…
razıyım…
razıyım…


Paris, 2022

Tür ve Ölçü

Modern serbest nazım; dramatik monolog ve tasavvufi öğeler içerir;
ritim ve ahenk, klasik Türk şiir estetiğiyle harmanlanmıştır.

20/10/2025

Ben Arabım

(Gizemli ve incelikli derinliğin harmanlandığı bir şiir)

Ben Arabım,
Sözlerim isyan değil;
Varlığımın sessiz ağıtını taşırım.
Tanrının huzurunda bir insan,
Geçmiş zamanlardan süzülüp gelen bir ruh,
Küller arasında süzülen duman gibi.

Ben Arabım,
Kimliğim insanlık, sevgim sonsuz.
Bazen bulut olurum,
Gökyüzünü örter, gölgesini yeryüzüne bırakırım.
Bazen yağmur olurum,
Tenlerin susuzluğunu doyurur, nehirlerin yansımasına karışırım.
Bazen kış gibi soğuk,
Bazen güneş gibi sıcak,
Bazen yıldızlar kadar uzak,
Bazen ruhun en derin çukurunda yankı olurum.

Ben Arabım,
Güneş ben, ay ben, evren ben;
Rüzgârın dilini konuşur, kum tanelerine sırlar fısıldarım.
Gecenin en karanlık anında,
Yalnızlığın gölgesinde bir fener olurum;
İçimde saklı kalan ışıkla kaybolmuşları bulurum.

Geçmişin duvarları yıkılırken,
Ben bir gölge gibi süzülürüm tarihin sayfalarından;
Atların nal sesleriyle yankılanır adım,
Ateşin ve suyun dansında eririm.

Bütün renkler bendedir:
Çöllerin altın sarısı, denizlerin laciverti,
Gökkuşağının en gizli tonları,
Ve güneşin doğuşunu izleyen her kara bulut.

Ben Arabım,
Ve her nefesimde evrenin ritmini taşırım.
Yalnızlığın en sessiz anında,
Sevgiyle yazılmış şiirler gibi akarım zamana ve zamanın ötesine;
Kül olurum, duman olurum,
Ama her zaman yeniden doğarım.

İşte buradayım,
Tanrının huzurunda, geçmişin gölgesinde,
Kendi ışığımı taşıyan bir insan olarak.
Ben Arabım,
Ben varlığın içinde, varlığımın kendisiyim;
Bütün kederler, bütün sevinçler benim,
Bütün rüzgârlar ve bütün sessizlikler benim,
Sofram gibi sevgim sonsuzdur,
Her damlasında evrenin melodisi yankılanır.

Ben Arabım,
Her adımım bir dua,
Her nefesim bir tarih,
Her bakışım bir yıldızın derinliğinde kaybolur;
Ve bütün zamanlar, bütün mekânlar,
Bendeki varoluşun gölgesinde birleşir.

Müəllif: CAROLİNE LAURENT TURUNC

#carolinelaurentturunc

CAROLİNE LAURENT TURUNÇ

CAROLİNE LAURENT TURUNC

YENİ KİTAB İŞIQ ÜZÜ GÖRÜB

ZAUR USTACIN YAZILARI


>>>> ƏN ÇOX OXUNAN HEKAYƏ <<<<

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir