
Eski Türklerde evli erkeklerle birliktelik yaşayan kadınlar/Türk Töre
Aile birimi, devletin ve toplumun çekirdeği olan “oğuş” olarak adlandırılırdı. Bozkırın sert yaşam koşullarında hayatta kalmak, sıkı bir disiplin ve sarsılmaz bir ahlak düzenini gerektiriyordu. Bu düzeni sağlayan “Töre”, evlilik dışı ilişkiler ve özellikle evli bir bireyin sadakatsizliği konusunda son derece katı, hatta tavizsiz yaptırımlar öngörmüştü.
Töre’nin Keskin Kılıcı: Zina ve Cezalandırma
Eski Türk hukukunda zina, sadece bireysel bir hata değil, soyun saflığına ve toplumun manevi bütünlüğüne saldırı olarak görülürdü.
Çin yıllıklarından (Sui-şu, Chou-shu) ve Arap seyyahların (İbn Fadlan) gözlemlerinden anlaşıldığı üzere, Türklerde bu suçun karşılığı genellikle ölümdür.
Bedensel Cezalar
Eski Türk kanunlarında, evli bir erkekle ilişki yaşayan bir kadının (ve o erkeğin) maruz kaldığı cezalar kaynaklarda şu şekilde geçer:
Ölüm Cezası: Göktürk ve Uygur dönemi kayıtları, zina yapanların ayrım gözetilmeksizin öldürüldüğünü belirtir.
İbn Fadlan, 10. yüzyılda Oğuzlar arasında yaptığı gözlemlerde, zina edenlerin vücutlarının ikiye bölünerek idam edildiğini hayretle not etmiştir.
Damgalama ve Sakatlama: Bazı durumlarda suçlunun burnunun kesilmesi veya saçlarının kazıtılması gibi, onu toplum içinde ebediyen teşhir edecek bedensel cezalar uygulanırdı. Bu, “yaşayan bir ölü” haline getirilerek toplumdan tecrit edilmenin bir yoluydu.
Cengiz Han Yasası ve Bozkır Geleneği
Türk-Moğol hukukunun bir sentezi olan Yasa-name-i Büzürg (Cengiz Han Yasası), bu konudaki tavrı çok netleştirmiştir: “Zina edenler, ister evli ister bekar olsun, istisnasız öldürülür.”
Bu kuralın temel amacı, kabileler arası kan davalarını önlemek ve nesep (soy) karışıklığının önüne geçmektir.
Sosyal Tecrit: “Yüzü Karalık”
Fiziksel cezanın yanı sıra, töre bu kadınlara karşı ağır bir psikolojik ve sosyal baskı mekanizması işletirdi.
Obadan Sürülme: İdam edilmeyen suçlular genellikle obadan ve kabineden sürülürdü. Bozkırda bir bireyin tek başına hayatta kalması imkansıza yakın olduğu için bu, aslında dolaylı bir ölüm cezasıydı.
Ailenin Sorumluluğu: Kadının işlediği suç, tüm ailesi ve sülalesi için bir utanç kaynağı (yüz karası) kabul edilirdi. Bu durum, kadının kendi ailesi tarafından “töre gereği” cezalandırılmasını da beraberinde getirebilirdi.
Sonuç
Eski Türklerde kadının toplumsal statüsü oldukça yüksek olsa da (siyasi yetki, mülkiyet hakkı vb.), ahlaki sınırlar “Töre” ile aşılmaz duvarlarla örülmüştü.
Evli bir erkekle ilişki kurmak, toplumsal sözleşmenin en ağır ihlali sayıldığı için, bu suçu işleyenlere karşı merhamet gösterilmez, aksine toplumun arınması için en sert cezalar uygulanırdı.
Kaynakça
Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş: Türk aile yapısı ve bozkır hukuku üzerine temel eser.
İbn Fadlan, Seyahatname: 10. yüzyıl Türk boylarındaki ahlak yasaları ve cezalar hakkında birincil gözlem.
Ziya Gökalp, Türk Töresi: Türklerin kadim hukuk ve ahlak anlayışının sosyolojik analizi.
Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler: Çin kaynaklarındaki Türk ceza hukukuna dair verilerin derlemesi.
Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk: Eski Türklerde suç türleri ve yaptırımlar üzerine akademik inceleme.
Hazırlayan: Türkü Turan,
GÖKTÜRK QRUPU















