Oğuz Kağan – Bopay Hanım

Bopay Hanım
Küçük Orda Kazak Hanı Ebulhayr’ın Eşi

Kazak Hanlığı döneminde yaşamış en meşhur kadın şahsiyetlerin başında gelen Bopay Hanım 18. asrın başlarında hanlığı teşkil eden üç orda (Ulu, Orta ve Küçük) içerisinde Küçük Orda hanı Ebulhayr Han (1718-1748)’ın baş hatunudur.

İsmi Rus resmî evraklarında Bopay bazen Pupay veya Papay şeklinde geçmekle birlikte asıl adı Fatma (Fatıma) isminin Kazakça biçimi olan Batima’dır. Bopay Hanım, eski Türk devlet geleneğinde hükümdarın hemen yanında yer alan, devlet işlerinde sorumluluk sahibi olan Hatun/Katun örneklerinin bozkırdaki son temsilcilerinden biridir. Devlet işlerinde ve bilhassa Ruslarla diplomatik ilişkilerde etkin olup, zekâsı, öngörüsü, hitabet yeteneği, görüş ve tavsiyeleriyle hanın en yakın müşaviri, en tesirli akıl hocasıdır.

Bopay Hanım, Ebulhayr Han’dan sonra tahta çıkan Nurali (1748-1786), Erali (1791-1794) ve Ayşuvak (1797-1806) hanların da validesidir. Bu bakımdan Hanşa ünvanının yanı sıra Han Ana ünvanı da taşımıştır. Devlet idaresinde resmî yetki sahibi olan Bopay’ın diplomatik yazışmalarda kullandığı kendine ait özel bir mührü bulunuyordu.

Bopay Hanım’ın kim olduğu hakkında ve Ebulhayr Han’la evlenmeden önceki hayatı hakkında dönemin kayıtlarında açık ve kesin bilgiler bulunmamaktadır. 19. asrın sonlarında kayda geçirilen tarihî rivayetler ve halk anlatımlarında bazen Töre soyuna (Aksüyek) bazen de sıradan halka (Karasüyek) mensup olarak görünür. Yakın dönemlerde yapılan araştırmalar, ortaya çıkan yeni bilgi ve belgeler onun Aday (Tabınay) uruğuna mensup Süyündük Batır’ın kızı olduğunu, yine dönemin belgelerinde ismi çokça zikredilen ve şöhretli bir batır olan Aday Mirzatay Batır’ın ablası veya kız kardeşi olduğunu ortaya koymuştur.

Ebulhayr’la karşılaşması ve evlilikleri de halk anlatımlarına dayanır. Buna göre; Ebulhayr henüz genç, pek tanınmayan bir sultanken Küçük Orda’nın önemli isimlerinden Janibek Batır’la birlikte konar-göçer kabileler arasında dolaştığı esnada zenginliğiyle meşhur, yaşını almış, inatçı, sert tabiatlı bir adamın obasında birkaç gün konaklar. Ebulhayr bu adamın biricik, genç ve güzel kızı Bopay’ı görünce vurulur. Bunun üzerine kim olduğunu gizler ve bu zengin adamın hizmetine girerek bir süre obada kalmaya devam eder. Aşkı karşılıksız kalmaz.


Evlenmek istediğini duyurunca ağır bir kalım (çeyiz) talebiyle karşı karşıya kalır. Soylu bir aileye mensup olmakla birlikte imkânları oldukça sınırlı olan Ebulhayr Janibek Batır’ın desteğiyle talep edilen kalımı (yarısı ala yarısı kara paçalı 150 aygır) ödeyerek Bopay Hanım’la evlenir. Bopay Hanım’ın Ebulhayr’la evliliğinden beş oğlu (Nurali, Erali, Hoca Ahmet, Ayşuvak, Adil), Züleyha adında da bir kızı olmuştur. Ebulhayr’ın Bopay Hanım’ın dışında siyasi evlilikler dolayısıyla Başkurt ve Kalmuk (İdil Kalmuklarından) asıllı eşleri de bulunuyordu. Ancak Bopay Kazakların tabiriyle Baybişe (baş hatun, asıl eş) idi ve gerek Ebulhayr nezdinde gerekse devlet katında konum ve statü itibarıyla yüksek bir mevkide yer alıyordu.

Hem halk rivayetlerinde hem de kaynaklarda Bopay’ın çok güzel bir kadın olduğu anlatılır. Uzun boylu, sağlam ve iri yapılıdır. Elmacık kemikleri belirgin, yuvarlak çehreli, ince kaşlarının altındaki parlak geniş siyah gözleri dikkat çekicidir. Nazik ve yumuşak görünümünün ardında güçlü bir öngörü, akıl ve zihin yapısı ile ihtiraslı, muktedir, emredici bir karaktere sahiptir. 1736’da Orenburg bozkırlarına gelen ve aynı zamanda bir ressam olan İngiliz gezgin J. Castle yazlık karargâhında olduğu sırada Ebulhayr’ın otağında bulunmuş, kendisiyle ve ailesiyle görüşmüş, Bopay ve çocuklarının kara kalem eskizlerini yapma fırsatı bulmuştur. Onun notları ve çizimleri bu tarihlerde 40’lı yaşlarda ve beş çocuk annesi olmasına rağmen Bopay Hanım’ın endamı, zarafeti, asaleti ve güzelliği hakkında belirli bir fikir verir.

J. Castle’in geldiği tarihte Küçük Orda Kazak Hanlığı bir süredir Rusya himayesinde idi. Rusya’ya bağlılığın gereği olarak Bopay’ın oğullarından Erali Sultan Ruslarda rehin (amanat) tutuluyordu. Castle bu ziyarette hem Ebulhayr Han’ın hem de Bopay Hanım’ın kabulünde oldu. Hanın ve hanşanın huzurunda getirdiği hediyeleri takdim etti ve bir süre Bopay Hanım’la sohbet etti. Getirdiği hediyeler arasında Bopay Hanım’ı en çok etkileyen Castle’nin kendi eliyle çizdiği Erali Sultan’ın portresiydi. Bopay Hanım, çok özlediği oğlunun resmini görünce resmi gözyaşları içinde öptü. Hediyelerden çok mutlu olmuştu ve bu yabancı misafire kendi elleriyle ikramlarda bulundu.


Bopay Hanım Batı kültürünü, yaşamını merak eden, tanımak isteyen sıra dışı bir kadındı. Ailesini, kaç eşi olduğunu, çocuklarını sordu Castle’ye. Evli olmadığını öğrenince şaşkınlığını gizlemedi. Nasıl eğlendiklerini, nasıl dans ettiklerini göstermesini istedi. Castle’nin eşsiz dans edemeyeceğini söylemesi üzerine bundan vazgeçildi. Kazak ordalarının ve Kazak halkının varoluş mücadelesi verdiği çetin bir dönemde Ebulhayr Han’ın eşi olarak o da derin endişeler taşıyordu ve bu dönemde büyük sorumluluklar üstlendi. Kazakların üzerinde Kalmuk/Cungar baskısı ciddi bir tehlike olmaya devam ediyordu. Rusya hâkimiyetindeki Yayık Kazaçilerinin saldırıları sürüyordu. Volga Kalmuklarıyla ve Başkurtlarla sorunlar yaşanıyordu. Kazaklar bu ateş çemberinde Rusların siyasi desteğine ve güçlü ateşli silahlarına muhtaçtı.

Ebulhayr Han en büyük tehdit olarak gördüğü Cungar tehlikesini Rusların askerî ve siyasi desteğiyle bertaraf edebilmek, Küçük Orda’nın idaresinde kendisine rakip olanlara üstünlük sağlayarak tahtını koruyabilmek, hatta Küçük Orda’nın yanı sıra diğer Kazak ordaları (Orta ve Ulu Orda) üzerinde de söz sahibi olmak, kısacası Kazak bozkırlarında yegâne güç olmak düşüncesiyle yönünü Rusya’ya çevirmiş, Rusya’dan himaye arayışları için elçilerini Rus yetkililerine göndermişti. En büyük destekçisi ailesi ve en başta da eşi Bopay Hanım’dı. Kazakların ve genel anlamda Türkistan’ın tarihinde bir dönüm noktası kabul edilen bu karar sonuçları itibariyle hep tartışıldı.


Ebulhayr’ın bu kararı Kazak topraklarına ve Türkistan’a ulaşma hayalinde olan Rusların beklediği ve arzu ettiği bir gelişmeydi. Rusya tarafından deneyimli diplomat Aleksey İvanoviç Tevkelev’in yürüttüğü diplomatik müzakereler sonunda Küçük Orda Kazak Hanlığı Rusya himayesine girdi. Ebulhayr Rusya’ya sadakatinin ve bağlılığının teminatı olarak oğlu Erali Sultan’ı rehin (amanat) statüsünde Rusya’ya gönderdi. Artık Küçük Orda, Rusya hâkimiyetindeydi. Bopay Hanım, eşi Ebulhayr gibi Küçük Orda Kazak Hanlığı’nın yaşadığı iç ve dış problemler karşısında kurtuluşun ve istikbalin Rusya’yla dostluk ve iş birliği sayesinde mümkün olacağına inanıyordu.

Bu yüzden Kazakların istikbali için hayati önem taşıyan bu kararı destekledi ve Mirza Tevkelev başkanlığında gelen elçilik heyeti ile yapılan himaye anlaşmasına kişisel mührünü ilk basanlardan biri olduğu gibi bu konuda tereddüt yaşayan Kazak önderlerini de ikna etmeyi başardı. Bu vesileyle ismi Hanşa Popay, Hanşa Pupay şeklinde Rus kaynaklarında ilk defa 1731 tarihli söz konusu Rusya’ya tabiiyet belgesinde yer aldı. Küçük Orda Kazakları ile Ruslar arasındaki ilişkiler ilk yıllarda sorunsuz devam etti. Hatta Bopay Hanım, 1739-1740 yıllarında Sankt Peterburg’a resmî bir ziyarette bulunarak Anna İvanovna ile görüşmeye niyetlendiyse de bu sırada ortaya çıkan siyasi gerginlikler dolayısıyla olsa gerek bu seyahat gerçekleşmedi.


Ebulhayr Han’ın Ruslardan beklentileri istenildiği gibi gitmedi ve sürekli sorunlar yaşandı. 1740-1742 yıllarında yoğunlaşan Cungar tehlikesi aşılamadı ve Ruslardan ümidini kesen Ebulhayr bu defa Cungarlarla da müzakerelere girişti. Cungarların elinde olan Türkistan’ın kendisine verilmesi karşılığında onlara tabi olmayı, oğlu Ayçuvak’ı rehin vermeyi ve Kalmuk eşinden doğan kızını Cungar hanının oğluyla evlendirmeyi vadetti. 1742’de Orenburg Komisyonu başkanı olarak tayin edilen ve Orenburg şehrini kuran İvan İvanoviç Neplüyev’in bölgeye gelişiyle Rus-Kazak ilişkileri daha karmaşık ve daha sorunlu hale geldi. Orsk Kalesi’nde taraflar arasında bir dizi görüşme ve müzakere yapıldı. Ebulhayr’ın Neplüyev’le yıldızı hiç barışmadı. Bu tür anlaşmazlık durumlarında Bopay Hanım devreye girerek mevcut havayı yumuşatmaya, Neplüyev’le hanın arasındaki hoşnutsuzlukları azaltmaya büyük gayret gösterdi. Ebulhayr Han ve Kazaklar üzerinde Bopay Hanım’ın itibar ve nüfuzunu bilen Vali Neplüyev, ona karşı son derece nazik ve kibar davranarak, zaman zaman hediyelerle gönlünü alarak hanlık üzerinde sorunları onun vasıtasıyla gidermeye çalıştı.

Yaylım alanları, Rus göçmenlere toprak tahsisi, Rus askerî sahaların oluşturulması, Rusya tarafından hanlık idaresi içinde nüfuz ve rekabeti körükleyecek adımlar atılması, Ebulhayr ve ailesi için kale/şehir kurulması yönünde verilen sözlerin ki bunu Bopay Hanım da çok arzu ediyordu bir türlü yerine getirilmemesi gibi sürekli yeni sorunlar ortaya çıktı ve iki taraf arasında ciddi krizlere ve çatışmalara yol açtı. Han’ın özellikle Cungarlarla ittifaka yönelmesi Rus yetkililerini oldukça endişelendirdi. Cungarlarla ittifak teşebbüslerine aslında Bopay Hanım da sıcak bakmıyordu. Bu mesele gündemiyle yapılan kurultayda itirazlarını dile getirmiş, Kazak batırlarının halen Cungar esaretinde cefa çektiğini, kimilerinin hayatını kaybettiğini, eşlerinin gözyaşının dinmediğini ifade ederek bu ittifaka şiddetle karşı çıkmış, bu yönde kurultay üyelerinin saygısını, desteğini ve onayını kazanmıştır.

Ruslarla yaşanan ve krize sebebiyet veren sorunlardan birisi de «amanat» değişiminde yaşandı. Ebulhayr 1738’de Rusya’ya rehin olarak gönderilmiş olan oğlu Hoca Ahmet’in yerine bu defa Kalmuk asıllı karısından doğan Çingiz’i vermek istedi. Baş hatun olan Bopay’ın oğulları dışındakilerin rehinliği kanun ve teamüller ileri sürülerek Rus yetkililer tarafından reddedildi. Soroçinsk Kalesi’nde tutulan Hoca Ahmet, haberi alınca kaleden kaçma teşebbüslerinde bulundu. Sultan Derbişali, Hoca Ahmet’i Soroçinsk Kalesi’nden kurtarmak için 2000 kişilik bir kuvvetle kaleye hücum ettiyse de Neplüyev’in aldırdığı önlemler neticesinde başarısızlıkla sonuçlandı. Bu esnada Hoca Ahmet başka bir kaleye nakledilmişti. Bazı rivayetlere göre oğlu Hoca Ahmet’in, Rusların elinden kurtarılması operasyonuna bizzat Bopay Hanım da katılmış, Soroçinsk Kalesi kuşatmasında yer almıştı. Ebulhayr Ruslarla yaşanan bu son gelişmelere daha da öfkelendi. 1743-1744 yılları hudut üzeri iki taraf arasında âdeta savaş alanına döndü. Bu arada diplomatik müzakereler devam etti ve neticede Mirza Tevkelev’in girişimleriyle 1746’da Hoca Ahmet’in Kazan’da ikamet ettirilmesi kararlaştırıldı.


Böylece ilişkiler bir nebze yumuşamış olsa da Kazakların Rus hudutlarına baskınları devam etti. Rus ticareti sekteye uğradı. Ebulhayr’la ilişkileri tamir etmek, Neplüyev’le ortak bir anlaşma zemini hazırlamak üzere 1748’de Mirza Tevkelev yanına bu sırada Kazan’da rehin tutulan hanın oğlu Hoca Ahmet’i de alarak yeniden Orsk Kalesi’ne geldi. Burada amanat değişimi yapıldı. Hoca Ahmet’in yerine Bopay’ın diğer oğlu Ayçuvak Ruslara verildi. Çatışmalarda ele geçirilen Rus esirler de Tevkelev’e teslim edildi. Ebulhayr halen öfkeli olduğu Vali Neplüyev’le görüşmeden yurduna hareket etti. Ruslarla sorunlar şimdilik çözülmüş oldu. Bu iyi ilişkilerin kurulmasında, elçi Tevkelev’le geçmişe dayalı tanışıklığı bulunan, onunla ortak barış ve müzakere diline sahip olan Bopay Hanım’ın etkili olduğu hiç şüphesizdir. Ebulhayr 1748’de Orsk Kalesi’nde Tevkelev’le yaptığı görüşmeden dönerken Orta Orda’nın nüfuzlu sultanlarından olup Naymanların başında olan ve bir süredir Vali Neplüyev tarafından Ebulhayr’a karşı yeni bir denge unsuru olarak gönlü okşanan Barak Sultan tarafından öldürüldü.

Bunun üzerine Küçük Orda’nın ileri gelenleri, farklı yerlerde konup-göçmekte olan oğulları Nurali, Erali ve Adil sultanlara haber salarak derhal anneleri Bopay Hanım’ın yanına gelmelerini istediler. Bu tarihten sonra Bopay Hanım hanlığın idaresinde daha etkin bir pozisyon aldı. Önünde halletmesi gereken iki temel mesele vardı. Birincisi oğullarından en büyüğü olan Nurali’nin tahta çıkarılması, diğeri bozkır teamülleri gereği Barak’ın öldürülerek Ebulhayr Han’ın intikamının alınması idi. Bir nevi naibe sultanlar gibi hanlık yönetimini geçici olarak devralıp; idarenin, oğulları eliyle devamlılığını sağlamak, bu geçiş sürecini sağlıklı yönetmek üzere kolları sıvadı.Yeni hanın seçimi, vasallık ilişkisi gereği Rus yönetimini de yakından ilgilendiriyordu.

Ebulhayr Han, sağlığında kendisinden sonra tahta en büyük oğlu Nurali’yi aday göstermişse de aile dışından başka talipler de mevcuttu. Kayıp Han’ın oğlu Sultan Batır bunlardan biriydi. Bopay Hanım, oğlu Nurali’nin han seçilmesi için hem orda içinde hem de Rus yetkililer nezdinde derhal teşebbüse geçti. Neplüyev, Rusya’nın tercih ve menfaatleri doğrultusunda hükûmetiyle ve Bopay Hanım’la bu mesele üzerine temas halindeydi. Bopay Hanım, Küçük Orda’nın Rus himayesine giriş sürecinde ve sonrasında Ruslarla yaşanan krizlerde ılımlı ve çözüm odaklı hareket ettiğinden Rus yetkililerin teveccühünü kazanmıştı. Rusya, Kazak Ordasına gönderdiği memurlar vasıtasıyla seçimleri yakından takip ettiği gibi Nurali’nin seçilmesi için müdahalelerde bulundu. Kayınlı Nehri kıyısında bazı usul ve teamüller de göz ardı edilerek yapılan han seçiminde Nurali Sultan, Küçük Orda Hanı seçildi. Bu seçimin Rusya tarafından onaylanması gerekiyordu.


Nurali’nin hanlığının tasdik edilmesi için validesi Bopay Hanım, Rus yetkilileriyle diplomatik yazışmalar yürüttü. İmparatoriçe Elizabet’e yazdığı mektupta oğlu Sultan Nurali’nin «Küçük ve Orta Orda Hanı» olarak seçildiğini, imparatoriçenin fermanı olmaksızın bunun bir mana taşımayacağını dile getirdi ve Nurali’nin hanlığının altın mühürlü belgeyle tescil ve tasdik edilmesini rica etti. Tevkelev’e yazdığı başka bir mektupta, han olarak seçilen oğlu Nurali’nin hanlığının imparatoriçe tarafından tasdik edilmesi için tavassut ve yardımlarını talep etti. Aynı tarihte Neplüyev’e de bir mektup yazdı. Mektupta oğlu Nurali’nin oybirliğiyle han seçildiğini, bununla ilgili evrakların saraya gönderildiğini belirtiyordu. Neplüyev’e yazdığı bu mektupta asıl üzerinde durduğu konu Barak Sultan tarafından öldürülen kocası Ebulhayr Han’ın intikamının alınması meselesi idi. Bu hususta halkın kararlı ve beklenti içinde olduğunu belirtiyor ve bu intikamın alınmasına kendisinin iznini ve desteğini talep ediyordu.

Neplüyev, Bopay Hanım’a gönderdiği mektupta Nurali’nin hanlığı ile ilgili işlemlerin başlatıldığını ve evrakların saraya gönderildiğini yazdı. Küçük Orda’da yaşanan bu gelişmeler hakkında bilgi ve düşüncelerini ayrıca Rus Dışişleri’ne rapor etti. Her iki ordada söz sahibi olacak ve Kazak ordalarına birleşme yolu açacak bu ünvanın verilmesi, Rus siyasetine ve Neplüyev’in kişisel yöntemlerine aykırıydı. Neplüyev bu raporda Ebulhayr’ın hanlığı boyunca hiçbir zaman Küçük ve Orta Orda Hanı ünvanı kullanmadığını belirtti ve Nurali’ye bu ünvanın verilmesinin Rus siyaseti bakımından sakıncalarına dikkat çekti. Ayrıca Ebulhayr’ın intikamının alınması hususunda Bopay Hanım’ın ricasından bahsederek, Kazak törelerinin bunu gerektirdiğini, bu yönde Küçük Orda’da hazırlıklar yapıldığını bildirdi ve intikam alınmasının Rusya için hiçbir mahsuru bulunmadığını yazdı. Kardeşi kardeşe kırdırma siyaseti, Neplüyev’in zaten arzu ettiği bir yöntemdi ve belki de Barak’ın azmettiricisi bizzat kendisiydi. Bopay Hanım, Rusların (Neplüyev’in) Barak Sultan’la yakın ilişkilerinden haberdardı.


Devlet idaresinde tecrübeli olan Bopay Hanım, meseleyi aynı zamanda hem Rusya hem de Cungarlar nezdinde diplomasi ve müzakere yoluyla çözmekten yanaydı ve Kazaklar arasında kan dökülmesini istemiyordu. Bu hadiseden sonra Barak Sultan Cungarlarla yakınlaşacağından mesele Cungarlarla da ilişkilere bağlıydı. Ayrıca Barak, Naymanların yöneticisi olarak Orta Orda Kazakları arasında saygın ve nüfuzlu bir sultan olduğundan Küçük ve Orta Orda Kazakları arasında derin husumete yol açılacak ve büyük kan dökülecekti. Bopay Hanım tüm bunlara meydan vermeden meseleyi hem diplomasi zemininde hem de siyaseten çözme eğiliminde oldu. Barak’tan intikam alınması girişimleri kardeşi Mirzatay Batır tarafından Barak Sultan’a yakın kabileler üzerine birkaç baskın yapmakla sınırlı kaldı.

Oğlu Nurali’nin hanlığı, İmparatoriçe Elizabet tarafından 26 Şubat 1749 tarihli beratla tasdik edildi. «Rusya’ya sadakatle hizmet etmiş olan Ebulhayr Han gibi oğlu Nurali’nin de düzgün ve iyi hali dolayısıyla hanlığının tasdiki» ibaresi yazıldı. İmparatoriçe tarafından ilerleyen tarihte Neplüyev’e yazılan emirnamede Nurali’nin Küçük ve Orta Orda Hanı ünvanı yerine babası gibi Kırgız-Kazak Hanı ünvanıyla hanlığının tasdik edildiği bildiriliyordu. Aynı yıl temmuz ayında Nurali Han, Orenburg’ta Neplüyev’in huzurunda Rusya’ya sadakat yemini etti. Hanlık alameti olarak samur kaftan, şapka ve kılıç kuşatıldı. Artık hanlığın yönetimi Nurali’nin elinde olsa da annesi Bopay Hanım’ın gölgesi hep üzerinde olmaya devam etti. Ruslarla yaptığı görüşmelerde Bopay Hanım, bir zamanlar Ebulhayr’ın da ısrarla talep ettiği ve bir türlü hayata geçirilmeyen İlek Nehri üzerinde bir kale şehir kurularak ailesinin orada güven içerisinde yaşaması isteğini Ruslara hatırlatmaya devam etti.

Nurali Han Orenburg’ta yapılan merasimin ardından ülkesine döndüğünde yeni bir sorunla karşılaştı. Ebulhayr Han kendisine Türkistan şehri kalım olarak verildiği takdirde kızını Cungar hanına vermeyi vaat etmişti. Ruslar bu duruma müdahale etmiş, Küçük Orda’nın Rusya himayesinde olduğunu, bundan sonra muhataplarının Rusya olduğunu ilan etmiş olsalar da Kazak-Cungar meselesi tam olarak halledilmiş değildi. Nurali, Orenburg’tan döndüğünde Cungar elçilerinin geldiğini öğrendi. Bu vaadin gerçekleşmesi Rusya’ya bağlılık ve sadakate büyük gölge düşürecekti. Aksi durumda da Cungar tehdidiyle karşılaşacaktı. Ayrıca babasının intikamının alınması da Cungarlarla ilişkilere bağlıydı. Zira Küçük Orda’da intikam hazırlıklarından haberdar olan Barak Sultan, himaye arayışına girerek Cungarlara yakınlaşmıştı.


Bopay Hanım, Ebulhayr’ın sağlığında Cungarlarla yakınlaşmasına karşı durmuş olsa da onun ölümünden sonra üvey kızı Namurun’un Cungar Hanı’nın oğluyla evlenmesine rıza göstermek zorunda kaldı. Babası Ebulhayr Han gibi Nurali de hem Ruslar hem de Cungarlar arasında bir denge siyasetine yöneldi ve Cungar elçilerini bir müddet oyalama yöntemini kullandı. Gönderdiği elçi vasıtasıyla Cungar hanından kız kardeşi için kalım olarak Türkistan şehrini istediğini duyurdu. Bu gelişmelerden haberdar olan Rus Dışişleri, Nurali’nin Cungarlarla yakınlaşmasına mâni olunmasını ve bu evliliğin engellenmesini Neplüyev’den istedi. Bu meselelerden dolayı Nurali’nin hem Ruslarla hem de Cungarlarla ilişkileri bozuldu. Neyse ki Cungar hanına verilmesi vadedilen müstakbel gelin Namurun, 1750’de şüpheli bir şekilde öldü. Bu sırada Cungarlar arasında iç sorunlar da ortaya çıkınca Küçük Orda Kazakları için Cungar meselesi savuşturulmuş oldu.

Diğer taraftan himaye beklentisiyle Cungarlara yakın sahalarda konup göçmeye başlamış olan Barak Sultan da Türkistan yakınındaki Karnak şehrinde zehirletilerek öldürüldüğü için bu mesele de Kazaklar arasında büyük kan dökülmeden halledilmiş oldu. Bu tarihlerden itibaren Küçük Orda Kazak yönetiminin tek muhatabı Ruslardı. Validesi Bopay Hanım’ın sağlık sorunlarının baş göstermesi ve hanlık üzerinde iktidarını sağlamlaştırması sonrasında Nurali, Ruslara daha fazla yanaştı ve onun döneminde Ruslarla vasallık ilişkisi daha da derinleşti. Gerek 1755 Batırşa isyanı sonrasında Başkurtlarla yaşanan sorunlarda gerekse Pugaçev isyanı ve sonrasında yaşanan olaylarda Rusların kullanışlı, sadık bir aparatına dönüştü.

Ebulhayr’la başlayan yaklaşık bir asırlık hanedanın sırtını yasladığı ulu bir çınar olan Bopay Hanım uzun bir ömür sürdü. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1690’lı yılların ortalarında doğduğu genel olarak kabul edildi. Ebulhayr Han’ın ölümünden sonra 32 yıl daha yaşadı ve 1780’de öldü. Orenburg bölgesi, İletsk ilçesi, Dimitriyovka köyünde, uzunca bir süre Meçetka olarak adlandırılmış olan yerde defnedildi. Mezarının başına bir türbe yapıldı. Ancak hanlık yönetiminin ilgasından sonra Rusya’nın iç eyaletlerinden gelen göçmenler bozkıra akın ettiğinde Bopay’ın türbesi yıkıldı. Tuğlaları göçmenlerin kendileri için inşa ettikleri evlerin yapımında kullanıldı. Bölge daha sonra askerî alan haline getirilince gözden ırak kalan mezar yeri zamanla unutuldu. Kazakistan’ın bağımsızlığının 25. yılında mezar yerinin tespiti ve bir anıt mezar yapılması için bölgeye keşif heyeti gönderildi. Mezarı tespit edildi ve hayatını Kazakların istiklaline ve istikbaline adamış olan hanlar anasının hatırası ölümsüzleştirildi.
Yazar: Prof. Dr. Fatih Ünal


Kaynakça
«Bopay (Batima)», Kazahstan Natsionalnaya Entsiklopediya, 1, red. B. Ayagan, Almatı 2004, s.442.
«Bopay (Pupay) Hanım», Kazak Sovet Entsiklopediyası, Kazak SSR Gılım Akademiyası, 2, Almatı 1973, s.411.
Djon, Kestl, Dnevnik Puteşestviya v Godu 1736-m İz Orenburga K Abulhairu, Hanu Kirgiz-Kaysatskoy Ordı, Almanca’dan Çeviren Volfgang Ştarkenberg, Almatı 1998.
Dobrosmıslov, A, Turgayskaya Oblast; İstoriçeskiy Oçerk, Orenburg 1900.
Doğan, Orhan, Kazak Hanlığı’nın Çarlık Rusyası ve Cungarlarla İlişkileri (Rus ve Kazak Kaynaklarına Göre), TTK, Ankara 2021.
Kazahsko-Russkie Otnoşeniya v XVI-XVIII Vekah, Akademii Nauk Kazahskoy SSR (Sbornik Dokumentov), Alma-Аta 1961.
Kazak SSR Tarihı Köne Zamannan Buginge Deyin, III, Kazak SSR Gılım Akademiyası, Almatı 1982.

Javlin, Kizikbay Mınbayulı, «Bopay Hanım- Sayasi Memlekettik Kayratker (1690-1780)», «Abilkayır Han Men Bopay Hanımnın Ömir Jolı Jane Ult Tarihındagı Ornı» Attı «Bolaşakka Bagdar: Ruhani Jangıru» Bagdarlaması Ayasındagı Halıkaralık Gılımi-Tajiribelik Konferentsiyasının Materialdar, 21 Jeltoksan 2018, Yessenov University, Aktav s.3-7.
Levşin Aleksey, «Opisanie Kirgiz-Kaysakski ili Kirgiz Kazaçih Ord i Stepey, II, S. Peterburg 1832.
Meyer, L, Materialı dlya Geografii i Statistiki Rossii; Kirgizskaya Step Orenburgskogo Vedomstva, Sankt Peterburg 1865.
Rıçkov, P.İ., İstoriya Orenburgskaya (1730-1750), Orenburg 1896.
Ünal, Fatih, XVIII. Yüzyıl Türk-Rus İlişkilerinde Neplüyev İstanbul’dan Orenburg’a, Gece Kitaplığı, Ankara 2015.

Oğuz Kağan,

GÖKTÜRK QRUPU

Tunus haqqında məlumat

TUNUS
1- Halkı % 100 müslümandır.
2- Cumhurbaşkanını halk, başbakanı parlemento seçiyor.
3- Nüfusu 9 milyon. Ülkede 35 üniversite, 80 kolej var. Her branşta eğitim veriyorlar. İlkokul birinci sınıftan, master veya doktoraya kadar tüm eğitim ücretsiz.
4- Aile planlaması yasası, 1956 yılında hazırlanmış. Bu yasa gereğince her aile 3’ten fazla çocuk yapamıyor.
5- Resmi nikah, tek geçerli aile sistemi. İmam nikahlı ikinci eş yasalarla yasaklanmış.
6- Ülke, çevre değerlerini kabul ettiğinden her yer tertemiz. Çünkü çevreyi kirletenler hapis cezası ile cezalandırılıyor.
7- 800 gr ekmeğin fiyatı 30 kuruş, Bir kg dana bifteği 13 TL.

8- Bu ziraat ülkesinin ihracat malları zeytinyağı, tahıllar, portakal, limon, ton balığı.

9- İthalat çok yüksek vergilere tabi.

10- Türban, resmi daireler ve eğitim kurumlarında yasak, ancak sosyal yaşamda serbest.

11- Yılda bir kez ağaç festivali düzenleniyor. Festival sırasında herkes bir ağaç dikiyor.

12- Yılda bir kez dağa tırmanma festivali düzenleniyor. Her ülkeden bu ülkedeki boynuz dağına tırmanmak için turistler akın ediyor.

13- Ülkede 60 milyon zeytin, 3.5 milyon portakal ve 800 bin adet limon ağacı var.

14- Din ve devlet işleri tamamen birbirinden ayrı. Tam bir laiklik abidesi.

15- Başkentin ana caddesinde, kocaman bir posterde, bir kadın polisin, 3 çocuklu bir hanımı trafikte yönlendirişi resmedilmiş.

16- Bu posterin altında şöyle yazıyor: ”Ülkemizdeki iş kadınları, sokak düzenimizi sağlamakta baş etkendir.”

17- Her öğrencinin birinci lisanı Arapça, ikinci lisanı Fransızca. Bunun haricinde, isteyenlere 5 yıl İngilizce eğitimi veriliyor.

18- Ülkenin dış borç gibi bir derdi yok.

19- Her taraf çiçek, çimen ve ağaçlarla süslenmiş. Bunları koparan, yolan, sertifikasız ağaç kesen herkese hapis cezası veriliyor.

20- Sokaklarda gezen bir tek başıboş kedi veya köpek yok.

21- Bir şoförün aylığı 400 dolar. Bunun dörtte ya da beşte birini kiraya veriyor. Kalanı ile kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyor ve para biriktirebiliyor.

22- Emeklilik yaşı 60 olarak belirlenmiş. Her vatandaş vergisini vermekle gurur duyuyor.

23- Elli – altmış bin kişilik üstü kapalı futbol stadyumları var.

24- Devlette hortumculuk şimdiye kadar hiç duyulmamış ve görülmemiş.

25- İthalattan çok, yerli üretime önem veriliyor.

26- Kentlerdeki duvarlarda, sanatçıların yaptığı, bizde bazı çevrelerin ”müstehcen” bulma ihtimali olan kadın resimleri yer alıyor.

27- Art deko tarzı süslü mimariyi yansıtan eski binalar çok iyi korunmuş durumda.

28- Siyasette 4 parti var. Bu yıl yapılacak başkanlık seçimine 2 aday katılacak. Hükümette 24 bakan var.

29- Halk sürekli çalışıyor ve üretiyor. Lüks ve ihtiras peşinde olan yok. Kazanç ”eşitlikçi” bir biçimde paylaşılıyor. Bu, yaşamlarından belli oluyor.

30- Bu ülkede ezan okunurken mutlaka durup dinlersiniz. Zira, hiçbir minarede sonuna kadar açılmış, yarısı da patlak hoparlörler yoktur. Müezzin şerefeye kadar zahmet edip çıkar ve oradan okur. Ve gerçekten çok güzel okur, herkes de onu dinler.

31-Kadınlar yasalar önünde gerçekten birinci sınıf vatandaştır. Mirasta kız çocukları daha önde tutulur. Kadın istemediği sürece boşanmak çok zordur. Veee en çarpıcı fark da şudur:
Bir kadına arabanızla çarpıp yaralarsanız, alacağınız ceza, erkeği yaraladığınız zaman alacağınız cezadan yaklaşık
%50 daha fazladır.

32-Çöldeki bedevi bile ana dili gibi bir yabancı dil konuşur.

33-Kanun ve kurallara uyulur. Çölde LandRover’la turistleri safariye götüren şoför, dümdüz ve kaymak gibi bir asfalt yolda günlerce, saatte 60 km. hızın üstüne çıkmayarak beni deli etmişti.

34- Ne tarihi dokuları, ne de cennet gibi bir doğaları var. Aslında, yılan, akrep ve çölden başka hiçbir şeyleri yok. Ama Şubat’ta da Mayıs’ta da, Eylül’de de, Kasım’da da, her taraf turistle doludur.

35-Etrafta bir tane bile maganda göremezsiniz.

36-Zeytin ağacı ve zeytin üretimi neredeyse bizim kadardır.

37-Ülke büyüklüğü bizimkinin BEŞTE BİRİ. Nüfus da yaklaşık SEKİZDE BİRİ kadardır!!!

Bu ülkenin adı TUNUS!
Tunus’un efsanevi kurucu lideri Habib Burgiba tam bir Mustafa Kemal ATATÜRK hayranıydı ve ülkeyi şekillendirirken, birebir ATATÜRK’ün fikirlerini esas aldığını defalarca beyan ettiğini biliyor muydunuz?

Mustafa Sansal,

GÖKTÜRK QRUPU

Gəray Lətif oğlu Əsədov (1923)

Gəray Əsədov

12 oktyabr Sovet İttifaqı Qəhrəmanı Əsədov Gəray Lətif oğlunun vəfat etdiyi gündü.

Gəray Lətif oğlu Əsədov 1923-cü ildə Karyagin qəzasının (indiki Beyləqan rayonu) Şahsevən kəndində anadan olmuşdur. Kənddəki yeddiillik kənd məktəbini bitirdikdən sonra bir müddət kolxozun pambıq tarlalarında çalışmışdır.

1942-ci ildə hərbi xidmətə getmişdir. Mozdok şəhərinin yaxınlığındakı dağların ətəklərindən uzaq Rumıniyayadək şanlı döyüş yolu keçmiş Serjant Gəray Əsədov 27-ci ordunun tərkibində məşhur Kursk əməliyyatında döyüşmüş: Ukrayna, Moldaviya və Rumıniyanın azad edilməsinə fəal iştirak etmişdir.

1941-ci ilin payızında könüllü olaraq əsgərliyə yollanıb. Əvvəlcə Naxçıvanda yeni formalaşan diviziyanın tərkibində qısamüddətli kiçik komandirlər kursunu keçib. 1942-ci ilin yayınadək İranda sovet qoşun hissələrinin tərkibində xidmət edib və Qafqaz təhlükədə olduğu vaxtlarda döyüşlərə yollanıb. Avtomatçılar bölməsinin komandiri kimi ilk döyüşlərdən qorxmazlığı və cəsurluğu ilə fərqlənib. Onlarla düşməni məhv edib, əsir götürüb. Əlbəyaxa döyüşlər zamanı göstərdiyi şücaət onun şan-şöhrətini daha da artırıb.Xüsusilə Xuedin şəhəri uğrunda döyüşlərdə düşmən minomyotunun heyətini məhv edərək şəxsən özü minomyotun arxasına keçib və onun üzünü düşmən istiqamətinə çevirərək xeyli canlı düşmən qüvvəsini məhv edib.Həmin döyüşlərdə göstərdiyi igidliyə görə Gəray Əsədov “Qırmızı Bayraq ordeni”nə layiq görülüb.1944-cü il oktyabr ayının 19-da isə Gəray Əsədov uzaq Rumıniyada qumbara ilə düşmənin bir neçə atəş nöqtəsini susdurub, qumbarası, gülləsi tükənəndə isə öz köksünü düşmənin dəzgah pulemyotunun qarşısına verərək əməliyyatın uğurla başa çatmasına zəmin yaradıb. Aleksandr Matrosovun qəhrəmanlığını təkrar edən həmyerlimizin adı əbədi olaraq Böyük Vətən müharibəsi tarixinə qızıl hərflərlə yazılıb. Ona ölümündən sonra Sovet İttifaqı Qəhrəmanı adı 1945-ci ilin 24 martında verilmişdir. Məzarı Vətənimizdən uzaqlarda olsa da xalqımız igid oğlunun adını həmişə əziz tutur.

Məlumatı hazıladı: Fəxri Rüstəmov

Zaur Ustac – Gülüzə

Qızlar Günü – Gül balalarıın günü mübarək olsun!

GÜLÜZƏ
Yaradan göndərib, səni bir mələk,
Deyib, bu gül gərək, ancaq, gül üzə…
Ata sözü haqdı, bunu haqq bilək,
Ata nəsihəti, çalış, gül üzə…


Kaş dilin, dodağın daim bal süzə,
Abırın, ismətin üzə al düzə,
Min budaq, çox yaşa, ilmə sal yüzə,
Yolunda üzünə hər vaxt gül üzə…


Sözün şirin olsun, söhbətin məzə,
Qoyma, yanağından əksilə qəmzə,
Bu gözəl dünyanı bir az da bəzə,
Ustac əmanətin qoru, Gülüzə…
12.12.2016. Şamaxı.


Müəllif:  Zaur USTAC,

“Yazarlar” jurnalının baş redaktoru,

AYB və AJB-nin üzvü.

RAMİZ İSMAYILIN YAZILARI

ZAUR USTACIN YAZILARI

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Fərhad Əsgərov (Ramizoğlu) – QATİLİN AQİBƏTİ

QATİLİN AQİBƏTİ
(hekayə)
Sahilini mavi Xəzərin sularının yuduğu Abşeronun özünəməxsus gözəlliyi var. Burada ilin bütün fəsilləri ürəkaçandır. Xüsusilə yazda və yayda buralar daha gözəl olur: quşların cəh-cəhi, Xəzərin sahilə can atan dalğalarının ahəngdar səsi, çimərliklərdəki uşaqların, gənclərin şən qəhqəhələri insanda xoş ovqat yaradır. Üzüm tənəkləri, ağaclardakı meyvələr olduqca dadlı, ləzzətli olmasından savayı, elə təkcə görünüşü ilə də ürəkləri xoşhallandırır.
Yarımadanın yaraşıqlı kurort qəsəbələrinin birində Zahid kişi adlı ağlı, kamalı, dünyagörüşü ilə seçilən bir nəfər öz ailəsi ilə şad-xürrəm yaşayırdı. Oturuşuna-duruşuna, ağsaqqalına görə hamı ona hörmətlə yanaşırdı. Zahid kişi bu hörməti hələ gəncliyində qazanmışdı. Zahidin dörd uşağı vardı: ikisi oğlan, ikisi qız. Uşaqların anası Gülsurə xanım da əri kimi ailəcanlı idi. Uşaqlarının hamısına təhsil vermişdilər. Ata-ana övladları ilə fəxr edirdilər.
Uşaqlar böyüdükcə valideynləri onların gələcək həyatını təmin edirdi. Artıq ailənin bir oğlu və bir qızı ailə həyatı qurub ayrıca yaşayırdılar. Hərəsinin öz evi vardı. Təkcə qardaşların ən kiçiyi Elman və bacılardan acı dili olan Elyanora valideynləri ilə yaşayırdılar.
Elyanora da çoxdan ailə həyatı qura bilərdi, lakin onun düşünmədən danışmağı, düşünmədən hərəkət etməsi, böyük-kiçik tanımaması, bir sözlə, özünü idarə edə bilməməsi qonşulardan, qohumlardan da məxfi qalmamış və ona heç kəs elçi düşməmişdi. İllər ötdükcə Elyanoranın xasiyyəti lap dözülməz şəkil aldı. Artıq tibb bacısı işlədiyi poliklinikada da onun əlindən bezmişdilər.
Elman isə ailə həyatı qurmaq istəmişdi. Lakin bacısı Elyanoranın xasiyyətini yaxşı bilirdi. Elman Elyanora ilə bir evdə yaşayırdı və evlənəndən sonra da, həyat yoldaşı ilə birlikdə həmin evdə yaşayacaqdı. O, bilirdi ki, Elyanora əsassız olaraq gəlini incidəcəkdir. Nəticədə isə ailə dağıla bilər. Bunları bildiyinə görə, Elman ailə həyatı qurmamışdı.
Bütün bunlarla kifayətlənməyən Elyanora əxlaqsızlığa da qurşanmışdı. İş o yerə gəlib çatmışdı ki, yaxın qohumu Səfiyarla da guya “dostluq” edirdi.
Qızının belə hərəkətlərinə dözə bilməyən Zahid kişi əsəb xəstəliyinə tutuldu. Həkimlər ona xeyli dava-dərman yazdılar. Tibb işçisi olmasına baxmayaraq Elyanora atasına hətta iynə vurmaqdan da imtina etdi. Xəstə ata naəlac qalaraq hər gün “təcili yardım”a müraciət edirdi.
İllər ötdükcə Elyanoranın xasiyyəti daha dözülməz olurdu. Onun artıq 40 yaşı vardı. Hərəkətlərinə tam sərbəstlik vermişdi. Valideynləri, qardaşları, bacısı, yaxın qohumları xəcalətdən adam arasına çıxa bilmirdilər. Son vaxtlar onda mal-mülk, var-dövlət hərisliyi də baş qaldırmışdı.
Zahid kişinin yaxşı evi vardı. Ömrü boyu işləmişdi, zəhmət çəkmişdi. O, sağlığında yaşadıqları evi oğlu Elmanın adına saldırdı. Bunu bilən Elyanora həm qisas almaq, həm də nəyin bahasına olursa-olsun evə sahib çıxmaq arzusunu həyata keçirmək üçün yeni planlar, yeni yollar axtarışına başladı. Bundan ötrü yalnız özünün bildiyi, öz ürəyindən keçirdiyi üsullarla hərəkət etməyi düşündü.
Günlərin birində Zahid kişini pristup tutdu. Elyanora çoxdan gözlədiyi məqamın yetişdiyini hiss etdi və nə vaxtdan bəri fikirləşdiyi cinayəti həyata keçirməyi qərara aldı. Ağrıdan qovrulan, hamıdan imdad diləyən ataya güya Elyanoranın yazığı gəldi və onu sakitləşdirmək məqsədilə damarına zəhərli iynə vurdu. Qarşısında qovrulan atanın keçirdiyi əzablar görəsən Elyanoraya təsir edirdimi? Onu boya-başa çatdıran atanın zəhməti müqabilində, törətdiyi bu cinayətdən ürəyinin ən dərin bir küncündə belə təəssüf hissi vardımı? Həmin anda azacıq da olsa Allah qorxusu onu narahat edirdimi? Sanki Elyanoranın öz aləmi, öz dünyası, yalnız özünəməxsus əxlaqi, etik normaları vardı. O, bu normalara uyğun yaşayır, hərəkət edirdi.
Bir neçə saatdan sonra Zahid kişi keçindi. Elyanoranın bu əməlindən heç kəs xəbər tutmadı. Axı, bu hərəkət kimin ağlına gələ bilərdi?..
Elyanora isə öz işində idi. Fikirləşirdi ki, əməliyyatın çətini ötüb keçib. Artıq evin sahibi yoxdur. Qalır anası və qardaşı Elman, onları isə aradan götürmək olduqca asandır. Anası Gülsurə sadəlövh qadın idi. Qardaşına da bir çarə tapacaq. Sonra bu boyda mülk də onunkudur, içindəki avadanlıq da…
Atasının ölümündən üç ay sonra anasının çayına nə qatdısa, qadın havalandı. Sonra da onu döyə-döyə öldürdü. Növbədə isə qardaşı idi…
…Bir gün sakitcə küçə ilə gedən Elmanı polislər saxlayıb şübhəli şəxs qismində şöbəyə aparırlar. Axtarış zamanı cibindən narkotik maddə tapılır. Elman narkotik maddə ilə əlaqəsi olmadığını bildirsə də, onu heç kəs eşitmək istəmir. Məhkəmə Elmana 7 il həbs cəzası verir.
Və beləliklə, bu məsələ də şübhəli, müəmmalı qalır. İki il ötür, həbsxanadan xəbər gəlir ki, bəs Elmanı öldürüblər…
Ev qeydiyyatında tək özü qalan Elyanora istədiyinə nail olur və böyük bir ailənin uzun illərdə qurub yaratdığı evi əlinə keçirir.
Öndə qeyd etdiyim kimi, Elyanora tibb bacısı işləyirdi. Bir məsələ aydın idi ki, işindən tez-tez yayınardı və alver məqsədilə xarici ölkələrə gedib-gələrdi. Onun tez-tez işindən yayınmasına da barmaqarası baxırdılar. Güman ki, kollektiv onunla birgə işləməkdənsə, onsuz işləməyi üstün tuturdu. Yəni iş yoldaşları özlərini Elyanorasız daha sərbəst hiss edirdilər. Beləliklə, illər ötür, yaş üstünə yaş gəlirdi…
İndi Elyanoranın hər şeyi vardı: evi, həyəti, hələ üstəlik son illərdə alver etməklə xeyli pul da qazanmışdı. Lakin xoşbəxtliyi yox idi. Özünü gündən-günə pis hiss edirdi. Qardaşı, bacısı, yaxın qohumları onunla bütün əlaqəni kəsmişdilər. İş yoldaşları ondan uzaq gəzməyə çalışırdılar. Ömrü boyu arzusunda olduğu, min bir fırıldaqla ələ keçirdiyi var-dövlət də, ev də ona xoşbəxtlik gətirməmişdi.
Əvvəllər fikirləşirdi ki, varlı olduğuna görə kimsə onunla ailə həyatı qurar. İllər ötdükcə gördü ki, nəinki onunla ailə həyatı qurmaq istəyən, hətta onun üzünə baxmaq istəyən belə yoxdur.
…Elyanora dodaqları altında astadan nəsə danışa-danışa küçələrdə gəzər, hara getdiyinin, haradan gəldiyinin fərqinə varmadan qəsəbəni dolaşardı. Heç kəs ona fikir verməzdi. Belə bir adamın bu qəsəbədə yaşayıb-yaşamaması heç kəsi maraqlandırmazdı. Elyanora artıq diriykən ölüyə çevrilmişdi. Elə hamı üçün…
Bir gün səhər Elyanora yenə də adəti üzrə evdən çıxdı. Əvvəllər zövqlə geyinən Elyanoranın əyin-başı pis kökdəydi. Baş yaylığını necə gəli bağlamışdı, əyninə nə geydiyinin fərqinə varmamışdı. Corabları ayaqqabılarının üstünə düşmüşdü. Bir sözlə, görkəmi adamda pis əhval-ruhiyyə yaradırdı.
Adəti üzrə evlərinin yaxınlığından keçən yola tərəf üz tutdu. Elyanora həmişə dəmir yolundan keçib mərkəzi küçədə məqsədsiz şəkildə gəzər, axşam geri qayıdardı.
Elektrik qatarı artıq yaxınlaşmaqdaydı. Qatar uzun-uzadı siqnal çalmağa başladı, yəqin ki, maşinist bir nəfərin yola yaxınlaşdığını görüb ona xəbırdarlıq edirdi. Lakin Elyanora öz aləmindəydi. Bundan da qat-qat güclü siqnal səsini belə eşitmək iqtidarında deyildi. Qatar gəlib çatanda Elyanora artıq düz yolun ortasındaydı. O, yaxınlıqda bir neçə nəfər adamın onu səslədiyini belə eşidə bilmədi…

MÜƏLLİF: FƏRHAD ƏSGƏROV

FƏRHAD ƏSGƏROVUN YAZILARI

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Bahtiyar Aydın – DNA analizleri şaşırtıcı

LÜTFEN BU YAZIYI OKUYUN, OKUTUN!
“Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda çıkan kemiklerin DNA analizleri şaşırtıcı gerçekleri ortaya koyuyor.

Herodot tarihi der ki;

M.Ö.625 yılında Zile yakınlarında Pers ordusu bir hile ile Saka/iskit ordusunu (Alper Tunga’yı) yenene kadar tüm Anadolu’ya Saka’lar hakimdi.

Saka’lar MÖ. 5. Yy.da Altından elbise yaparken, o tarihte ne Rus vardı, ne Alman ne de Fransız vardı.

Biraz daha geriye gidelim…

Sümerlere (yani orta Asyalı Kengerler)

Turukku’ya, “Türk” Turku krallığına gidelim…

Çünkü Anadolu medeniyetini kuranların eski Yunan Medeniyeti olduğu tezi bize yıllardır yutturulmuştu ya. Biraz öfkeliyiz bu tarihi yalanlara karşı!

Işte, şimdilerde dünya çapında Arkeoloji Profesörleri topraktan çıkardıkları kemiklerin DNA’larıyla o yöredeki köylülerin DNA’larını karşılaşınca şok geçiriyorlar çünkü DNA’ları yüzde 97 uyumlu.

Örneğin;

Antik Burdur -İsparta tarihi Ağlasun kazılarından…

Burdur ve Isparta’da ki SAGALASSOS uygarlığı da Ön-Türk uygarlığı çıktı.

Belçika LEUVEN Katolik üniversitesinden Prof. Dr. Matc WAELKENS, Ağlasun kasabasında yaptığı kazılar esnasında ortaya çıkan kemiklerin DNA’sını köylülerle karşılaştırınca şok oldu. Toprak altından çıkan 6-8 bin yıl öncesinin kemikleriyle çalıştırdığı işçi-köylülerin DNA’sı yüzde 97 aynı çıktı) yani onlar da Ön-Türklerin bir kolu olan SAGALASSOS çıktı.

Frigya’sı da böyle Yazılıtaş’ı böyle,

Urartu’su da böyle Hitit’ i de böyle…

Eskiden Batılı Arkeologlar buluntuları çalıp çırpıp ülkelerine kaçırıp, Anadolu tarihini uyduruk Helen diye bize kakalasalar da bizimkiler de aksini ispat etmeyi başarıyor hele şükür…

buna bir örnek de Assos;

Assos’u kuranlar da Ön-Türklerin bir kolu Lelegler ve Pelasglar çıktı….

Ey Atatürk sen ne büyük adam çıkıyorsun her geçen gün böyle…

Teee Alacahöyük kazılarını yaptırdığında bunları söylemiştin, sana inanmayanlar utansın!

Kemalist tarih tezi diye küçümseyip kenara atılan “Türk Tarih Tezinin Ana Hatları” kitabını okullardan kaldırtanlar utansın!…

Anadolu uygarlığını eski Yunan’ın kurduğu tezi bize yutturuldu demiştik!

Oysa Helenlerin bile 3/4’ü Ön-Türk çıktı.

Ön-Türk Pelasglar ile Kuzey Batı Avrupa topluluğu olan Dorların karışımından oluşmuş Helenler.

Daha sonra da bu karışıma diğer Ön-Türk halkları Traklar ve Mekadonlar eklenmişti.

Sırada ne var?

Tabi ki Göbeklitepe Ön-Türk uygarlığıyla, Turukku Krallığı ve yine Urumiye deki Urmu teorisini de halkımıza öğreteceğiz..

S.N Kramer ile Prof. Osman Turan hoca,

Sümerce ‘deki 950 kelimenin kökeni Türkçedir dedi ve batıda ki diaspora tarihçileri sus pus oldular….

Ahh bu kelimeler Türkçe değilde, örneğin; Yunanca yada Ermenice çıksaydıııı….

o zaman dünyayı ayağa kaldırırlardı…

Anladınız sebebini de değil mi?…

Sonuç:

Bugün Hun/Macarlardan,

Almanlara, İtalyanlardan (Etruksler=Ön-Türklerin bir kolu), İspanyol’a, hatta İngiliz ve İskoçlara kadar neredeyse tüm batı tarihini Sakalara /İskitlere bağlama telaşında…

Hemen hepsi köklerini Azerbaycan’ın Gobulistanına, Albania’sina, Gabanasına ve daha kuzeyine bağlamaya başladı…

çünkü biraz geri gidince tarihleri kökleri olmadığını öğrendiler.

Antik Yunan tanrılarının bile Mısırdan çalıntı olduğunu öğrendiler.(bunu ilk kez Herodot da demişti ama her ne hikmetse unutmuslardı…)

Batı artık “Kara Atena” yı yazdı…

tarihi ile yüzleşip köklerini Türklere bağlıyor….

Bu aslında iyi bir şeydir, ticari açıdan da tarihi bir firsat olabilir. İş bilenin demiş atalarımiz…

Artık Türklüğümüzle Atatürk gibi gurur duyabileceğiz, tabi Atalar kültüne inanan bizim gibi köklü hissiyatı olanlar duyacak… “

Bahtiyar Aydın

26 Ağustos 2018 Istanbul

GÖKTÜRK QRUPU

Dunyanın ən dərin quyusunda nə var?

Ən dərin quyuda nə var?
Kola quyusu – Yer qabığının sirrini açan layihə

İnsan həmişə kainata baxıb ulduzlara çatmaq istəmiş, amma bəzən ən böyük sirrlər ayaqlarımızın altında gizlənmişdir. 1970-ci ildə SSRİ alimləri Kola yarımadasında Yer qabığının dərinliklərini araşdırmaq üçün tarixi bir layihəyə başladılar. Məqsəd neft və ya qaz tapmaq yox, Yer qabığının strukturunu birbaşa öyrənmək idi.
Bu, elmin sərhədlərini genişləndirən bir macəra idi.

1970-ci ildə qazılmağa başlayan quyu 1989-cu ildə 12.262 metr dərinliyə çatdı. Bu, insan tərəfindən qazılmış ən dərin quyu olaraq hələ də rekorddur.

Dərinlik artdıqca istilik 180°C-yə çatdı. Bu qədər yüksək temperaturda qazma alətləri əriməyə başladı və işləmək çox çətinləşdi.

10 km-dən aşağıda suyun izləri aşkarlandı. Bu, geoloqlar üçün sürpriz oldu, çünki bu dərinlikdə suyun olması gözlənilməz idi.

6 km dərinlikdə 2 milyard il yaşında mikroskopik canlı fosilləri tapıldı. Bu, dərin Yer qabığının əvvəllər düşünüləndən daha canlı olduğunu göstərdi.

Amma qazma zamanı qayalar çox sıx idi, sanki Yer nəfəs alırdı. Təzyiq 4.000 atmosferi keçirdi, bu da alətlərin sınmasına səbəb olurdu.

Bütün uğurlara baxmayaraq, texniki səbəblər layihənin davam etməsinə imkan vermədi. Alətlər yüksək istilik və təzyiq altında sıradan çıxırdı. Hər yeni qazma mərhələsi daha bahalı və riskli idi.

1991-ci ildə SSRİ dağıldı və maliyyə çatışmazlığı səbəbilə qazma da dayandı. Beləliklə, 1992-ci ildə quyu rəsmi olaraq bağlanır, 2008-ci ildə isə ağzı möhürlənir.

Kola superdərin quyusu Yer qabığının dərinliklərini birbaşa göstərən yeganə layihədir. Quyu qabığın struktur və tərkibi haqqında çox dəqiq məlumatlar verdi.

P.S. Quyudan qorxunc səslər gəlirdi söhbəti isə tamamilə uydurmadır.

AMERİKA KITASINA ADINI VEREN TÜRKLER

AMERİKA KITASINA ADINI VEREN TÜRKLER
Atatürk’ün “EMERİK” kelimesine gözü ilişmişti.
Atatürk, elimizde bulunan bazı tarihi verilerden hareket ederek ( Piri Reis Haritaları gibi ) Türklerin K.Kolomb’dan önce Amerika’yı keşfetmiş olabilecekleri tezi üzerinde durmuştur.
Özellikle 1930′lardaki tarih ve dil çalışmaları sırasında bu yöndeki bazı ip uçlarıyla ilgilendiği anlaşılmaktadır. Örneğin,yine bir gece tarih ve dil üzerine çalışırken Amerika ve Türkler konusunda bir ip ucuna rastlamıştır. Sonrasını o sırada Atatürk’ün yanında bulunan yaveri Cevat Abbas Gürer’den dinleyelim.
“Böyle bir gecenin yarısından sonra idi. Meşhur Rus alimi Pekarsky’in Yakut Lügatını tetkik eden Atatürk’ün “EMERİK” kelimesine gözü ilişmişti.

Durdu ve kendi kendine gülmeye başladı.
Derin bir haz ve neşe içinde gözlüğünü çıkardı. “Birer sigara ve kahve içelim” emrini verdi. Meğer bulduğu “emerik” kelimesi Türk Yakut dilinde “denizle ayrılmış arazi parçasını” ifade eden manaya geliyormuş. Haz ve neşe yaratan mütaalasını da acizden esirgemedi.
Emerik kelimesinin Amerika’nın kaşiflerinin tarihiyle,Yakut Türklerinin kıdemleri tarihini mukayese ederek,”Amerika’nın adını büyük ecdad koymuştur”dedi.

“Evet;Kristof Kolomb’dan sonra Amerika’ya muhtelif zamanlarda dört defa seyehat eden Floransalı gemici “Ameriko Vespuçi” adına izafe edilen Amerika kıtasına,Avrupa Kaşiflerinden çok evvel Asya’dan geçenlerin yeni tetkiklerle kıdemlerini (kökenlerini) biliyoruz.” buyurdurlar.
Yani Atatürk, “Amerika” adının, Ameriko Vespuçi’den değil, Yakut dilinde halen kullanılan Türkçe “Emerik” (Amerik) sözcüğünden geldiğini tespit etmiştir. Onun bu tespiti,III. Türl Dil Kurultayı üçüncü gün birinci toplantısında sunulan Genel Sekreterlik Raporunda şöyle ifade edilmiştir.

(DEVAMI 1) “Bu kıtaya Amerika isminin Ameriko Vespuçi’nın adına göre verildiği iddiasıyna karşı, daha bundan önce Nikaragua yerlilerinin Amerika adını kullandıklarını yine Avrupalı coğrafya ve tarih uzmanlarının kitaplarında buldukları, Yakut Lügatı’ndaEmerik kelimesine de hala yaşayan bir söz olarak rast geldikten sonra…”

Atatürk, yaptığı araştırmalar sonunda Amerika’yı Kolomb’dan önce Türklerin keşfettiğini, hatta Amerika’nın ilk yerli halkları arasında Türklerin olduğunu düşünüyor, bu düşüncesini her fırsatta dile getirmekten de çekinmiyordu. Örneğin, bir keresinde bu düşüncesini Amerikalı bir gazeteciyle paylaşmıştı.

Atatürk bir gece Ankara Palas’ta Kızılay’ın düzenlediği bir baloya katılmıştı. Bir süre sonra balo salonunda elinde viski bardağıyla dolaşan uzun boylu bir adam dikkatini çekmişti.
Adamın duruşundan bir yabancı olduğu anlaşılıyordu

Atatürk yavaş yavaş yaklaşan adama yaklaşmış ve önce yanında bulunan Tevfik Rüştü Aras’a: “Bu mösyö kimdir?” diye sormuştu.
Tevfik Rüştü: “Paşam amerikan Gazetecisidir” diye yanıt verince Atatürk,o gazeteciyle tanışmak istemişti.
Tanışmanın ardından Atatürk’le Amerikalı gazeteci arasında şu konuşma geçmişti:

Atatürk Amerikalıya:”Hangi Irktansınız?”diye sormuş.
“Amerikalıyım” yanıtını alınca.
“Hayır,siz Amerikalı Değil Türksünüz!”diye karşılık vermişti.

Amerikalı önce şaşırmış, bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünerek yine “Ben Amerikalıyım” diye diretince Atatürk:

“Cristof Colomb’tan elli yıl önce Türkler Amerika’yı keşfetmişler!” diye söze başlayarak, müzelerimizde ceylan derisinden yapılmış Amerika haritalarının bulunduğunu,Amerika’ya giderken rastlanan Kayık Adaları’nın Türkçe Olduğunu,Türkçede kayığa sandal da dendiğini, Kanarya Adalarının adının “KANARİ” olarak yazıldığını,Kanari’nin bizim Türkçede KANARYA olduğunu ve Amerikan yerli halklarının Bering yoluyla Orta Asya’dan Amerika’ya gittiklerini anlattıktan sonra Amerikalıya:
“Siz Amerikalılar Orta Asya’dan hicret ettiniz. Olsanız olsanız Türk olabilirsiniz. “diyerek sözlerini bitirmişti.

Amerikalı gazeteci şaşkındı.
Atatürkün tarihe olan ilgisini gördükten ve Amerikan tarihi hakkındaki ilginç sözlerini duyduktan sonra bir kaç günlüğüne geldiği Türkiye’de daha uzun süre kalmış;günlerce müzelerde incelemeler yapmış,kitaplar okumuş,notlar almış ve Amerika’ya gidince de:
“Biz Amerikalılar Türk’ten başka bir şey değiliz…” diye yazılar yazmıştı.Türk Gazeteleri de Amerikalının Yazılarını Türkçeye çevirerek yayımlanmışlardı.

Türkü Turan

Kaynakça:
Atatürk ve Kayıp Kıta MU 2 Köken Sinan Meydan S-60

GÖKTÜRK QRUPU

ƏDƏBİ OVQAT – 11

ƏDƏBİ OVQAT – 11 – PDF:

“Ədəbi ovqat” jurnalı

“Ədəbi ovqat” jurnalının bütün sayları (PDF)

Məlumatı hazıladı: Amina

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru