www.yazarlar.az tərəfindən yazılmış bütün yazılar

Söylesem de söylemesem de senin için

Karalina Laurent Turunç Türkiyə Cümhuriyyətinin Antakya rayonundan olan doqquz uşaqlı bir ailənin qızıdır. Sosyalogiya fakültəsindən məzun olmuşdur, 2013-cü ildən bəri 1500-dən çox şeir yazmışdır, xarici ölkələrdən çox sayda sertifikatlar almışdır, qırxa yaxın yerli və xarici antologiyalarda yazıları çap olunmuşdur. Hal-hazırda da bir çox beynəlxalq jurnallarda və internet saytlarında şeirləri yayımlanır.
“Şarkla Şamal arası” ve “Çöl Zambağı” adlı iki şeir kolleksiyası yayımlandı.
Rumıniyada təşkil olunmuş “Dünya Ədəbiyyatı Yarışması”nda müxtəlif ölkələrdən olan 2575 şair iştirakçı arasında ikinci yerə layiq görülmüşdür.
Çin Respublikasının Yan qəsəbəsində təşkil olunmuş “Səkkizinci Bahar Şeir Festivalı”nda mükafat alaraq Çinin Şimal-qərb Universitetinin İpək Yolu Mədəniyyət Mərkəzi tərəfindən təşkil olunan “Dünya Şair Ədəbiyyat Muzeyi”nə seçilmişdir.
Bunlardan başqa beynəlxalq “Kainat Şeir Mükafatı 2021” yayınının münsiflər heyətində idi.
“Başkent Haber Ankara” ( Paytaxt Xəbər -Ankara) qəzetində köşə yazıları dərc olunur.
“Özgür İfade İstanbul” ( Azad Söz İstanbul) qəzetində köşə yazarlığı ilə də məşğuldur .
Sülh Elçisi Beynəlxalq Universitet Diplomatik Xidmətdən Azad Vətəndaş Dərnəyi və Fransa, Tunusda Beynəlxalq Mədəniyyət Salonları Dərnəyində Yaradıcı Görüşlər Elçisidir.
“Writers Capital İnternational Foundation”da (“Beynəlxalq paytaxt yazarları Fondu”nda) təşkilat komitəsinin üzvüdür.
Türkiyə Cümhuriyyəti nəzdində fəaliyyət göstərən bir xeyriyyə dərnəyi olan U.T.E.F.-nin Paris təmsilçisidir.

“Ziyadar” mükafatı laureatı  olan Karalina Laurent Turunç 2022-ci ilin yekunlarına görə  “İlin yazarı” diplomu ilə təltif olunmuşdur.

Haqqında Tuncay Şəhrilinin tərtib etdiyi “Caroline Laurent Bakıda” (izonəşr) Bakı – 2022, kitabı nəşr olunmuşdir.

Karanlığın Ninnisinde Sonbahar

Akşam, bir yorgun anne gibi esner sessizce,
Gökyüzü ağzını açar, yıldızlarını döker yere.
Karanlık, sabırla örter dünyanın yüzünü,
Sanki rahmetli bir eldir toprağı saran.

Bir sessizlik yayılır ufuktan ufka —
Ninni misali, uyku eşiğinde bir mırıldanma.
Her yaprak, rüzgârın kalbinde döner,
Her düşüş, bir vedayı hatırlatır insana:
“Giden döner elbet,” der, “ama hiçbiri eskisi gibi değil.”

Sonbahar bilir;
Her dönüşte biraz eksilir hayat,
Ve ölüm uykusu, her defasında
Biraz daha derin kazılır ruhun kuyusuna.

Yağmur iner…
Mezar toprağı doyar, ama unutur tattığını.
Gökyüzü fısıldar kendi kendine:
“Her damla, unutulmuş bir kalbin duasıdır.”

Bazen huzur getirir bu rahmet,
Bazen kederi taşır dalga dalga.
Ve oluklar ağırlaştıkça,
Her yalnız ağaç susarak tükenir köklerinden.

Birden, çığlıklar yükselir:
Kan gibi, açlık gibi, aşk gibi,
Çocuklar gibi, ölüler gibi…
Hepsi aynı boşluğa seslenir:
“Bizi kim unuttu?”

Toprak, bir annenin gözbebeği gibi büyür acıyla,
Ve içinden geçen ırmak,
Haliç’in sinesinde savrulan sarı yapraklar gibi akar.

Yıldızlar, göğü delmek ister umarsızca,
Lakin gece, üstlerine kanlı bir örtü sermiştir.
Işık, doğmadan susar.

Yine de, ey sonbahar,
Senin kalbinde bir umut saklı hâlâ.
Kırılmış dala nefes,
Yere düşen yaprağa merhamet olursun.
Zira her ölüm, bir doğumun gölgesidir.

Ve şimdi, Irak’ın her mevsimi aynı hüzünle örülüdür;
Karanlık büyür, geceler taş kesilir,
Öyle ki unutur artık insanı değil,
Tanrı’yı bile…

Ama uzaklarda,
Belki bir çocuğun rüyasında,
Belki bir annenin kalbinde
Bir ışık titrer hâlâ —
Karanlığa inat,
Yaşamak isteyen bir yıldız gibi.


Işığın Şairi
10/10/2025-Paris

Asi Nehrin Kayıp Kızı!

Sana çok şey anlatmak isterdim ama ağzımı açacak ne isteğim ne de gücüm var.

Sonra düşündüm: Sana ne söyleyebilirim?

Söylesem de söylemesem de senin için bir fark yaratmayacağını biliyorum.

Bu yalancı baharda hor görüleceğimi biliyorum.

Sana neler yaşadığımı, her asrın israfıyla nasıl yaşadığımı nasıl anlatabilirim?

Dilimdeki her kelime bal yerine zehre dönüştü.

Yas tuttuğum her haksızlığın acı tadı ağzıma yerleşti.

Ağlasam mı, gülsem mi, yoksa ölsem mi bilmiyorum.

Acımı paylaşacak kimsenin olmadığı bu dünyada ne diyeceğimi bilmiyorum.

Üzüntü, nankörlük, umutsuzluk ve pişmanlıkla çok iyi arkadaş olduk.

Bu çiçekli dünyada kapana kısılmışım.

Sanki erken doğmuşum ya da boşuna doğmuşum gibi hissediyorum.

Ah, kalbim, ağzımın ne kadar mühürlü olduğunu bir bilsen.

Benim için çok savaştığını biliyorum, umutla dolu olduğunu biliyorum, ama bahar, biliyorum ki zaman geçti ve sevinç de geçti.

Kuşların bile zar zor uçabildiği bu derin mavi gökyüzünde nasıl uçabilirim?

Bu kırık kalbe nasıl kanat takıp uçmasını söyleyebilirim?

Asi Nehri’nin suları kan kırmızısına döndü, dağlardaki kayalar kızıl kıvılcımlar saçıyor,

Ama biliyorum ki bir gün ansızın, göğün efendisi ay bütün karanlıkları aydınlatacak.

Biliyorum ki dünya cesaretini uyandıracak, kuşlar gökyüzünde özgürce uçacak, ağaçlardaki yapraklar yeşerecek.

Uzun zamandır sessiz olsam da unutmadım.
Nasıl gülümseneceğini, nasıl şarkı söyleneceğini ve nasıl neşeyle dans edileceğini.

Çünkü şarkılarım hala kalbimin yalnızlığında bana fısıldıyor.

İnan bana kalbim, bir gün bu kafesi kıracağım, bir gün onu korkunç ıssızlığına gömeceğim.

O zaman seninle sevinç şarabını içeceğim,

Çiçekler gibi şarkı söyleyip açacağım,

Baharda bir kuş gibi.

Vücudum ince ve narin olsa da,
Rüzgarda titremeyeceğim.

Eski çağlarda İpek Yolu’nun geçtiği, yerle gök arasındaki bağların örüldüğü ANTAKYA’nın kızıyım.

Hiçbir acı, hiçbir kayıp hissi beni yolumdan alıkoyamaz.

Işığın Şairi
20/09/2025-Paris


Sevgiliye Hasret!

Selâm ey yârim, ey gönül sultanım,
Nicedir sesin gelmez, nicedir suskun âlem.
Nasılsın, ey yüreğimin menzili, ey hicranın incisi?
Umarım ki rüzgâr saçlarını hâlâ okşuyordur şefkatle.

Dün Yusuf Amca’nın oğlu uğradı hâneme,
Kederli bir yüzle dedi ki karısı:
“Gittiğim günden beri bana dargınsın,
zira bir satır bile yazmadım.”

Ah yârim, bilirim öfkeni;
bilirsin sen de, mektup yazmak bana zul gelir —
çünkü her harf, yüreğimin damarını keser gibi akar.

Söyle, anlamsız günleri, sessiz geceleri
hangi kelime anlatır sana?
Hakkım yok artık seni incitmeye,
bu yüzden sustukça kalemim ağlar.

Kendimden dem vurmam, bilirsin;
ama bu defa, işte, karşındayım,
birkaç kelâmı gözyaşıyla yazmaya niyetliyim.

Hangi elimi kullanayım, yârim?
Sağ elim seni anar, sol elim seni arar.
Hangi mürekkep seni taşır kâğıda?
Siyah yazsam keder, mavi yazsam gökyüzü olur adın.

Bu penceresiz hücrede ne anlatayım?
Cehalet, karanlıkta kandil söndüren bir rüzgâr,
açgözlülük ise kalpleri kurutan bir zehir.
Fareler bile hür, insan ise zincire vurulmuş.

Çantamda sararmış bir yaprak kaldı,
ona yükledim tüm sükûtlarımı, tüm iç çekişlerimi.
Bir kez daha: merhaba, ey kalbimin hükümdarı.

Aç çocukların iniltileri hâlâ kulaklarımda,
yoksulluğun yankısı yüreğimin duvarlarında.
Ruhumda kabuk bağlamayan bir yara gibi durur o sesler.

Ve ben, hâlâ köyümün bahçesindeki karanfil kokusuna hasretim.

Söyle bana, yârim,
hangi sözle dökeyim özlemimi?
Tatlı mı olayım, tanıdık mı duyulasın kulaklarına?
Zira artık güzel sözleri unuttum.

Ben, süslü kelâmlarda aciz bir âşığım.
Yalnızım; güneşin doğmadığı bu yerde
bir ben, bir sigaram, birkaç da hatıram kaldı.

Onlar en sadık yârlerimdir;
her gece, başımı taşa koyduğumda
beni kollar gibi sarar o anılar.

Burası, aşkın olmadığı bir vakit,
zamanın kalbi durmuş gibi ağır akar.
Her dakika senin yokluğundan daha zehirlidir.

Gün biter, herkes uykuya kaçar,
bense gözlerimi kapatıp
baharın kokusunu düşlerim —
belki rüyamda sana varırım diye.

Ah unutmadan:
Bahçedeki incir ağacı büyüdü mü?
Benekli inek doğurdu mu yavrusunu?
Ya ninem, ya dedem?
Onları da gözyaşlarımın ırmağında taşırım.

Her şeyi özledim, yârim;
hatta çocukları azarlayan Fatma Teyze’yi bile.

Dilerim ki gök yarılsın,
sonsuz bir yağmur yağsın üzerimize,
seninle ıslanalım,
ve ben, ıslak saçlarını tararken
kokunu içime çekeyim.

Zamanın kanatlarında savrulurken,
her kırık çam ağacı sevgimizle dirilsin,
her gölge, neşemizi hatırlatsın.

Söyle bana: nereden başlamalıyım?
Sevgiyle mi, öfkeyle mi, yoksa “merhaba”yla mı?

Yazarım, yazarım…
Sonra derim ki:
“Ona iyi olduğumu söyle,”
nehrin akıntısına bırakırım sözlerimi.
“Git, de ki, o hâlâ seni seviyor.
Unutmasın, kalp sensiz nasıl yaşar?”

Gözlerim göğe çevrili,
ay hâlâ parlar,
tıpkı mazinin ışıltısı gibi —
geçmişini unutmaktan korkan bir mevsimdir o.

Ah, sevgilim…
Omzumda hayatın bütün yükü,
kalbimde insanlığın derdi.
Gülümserim herkese,
ama içimde, kimsenin bilmediği bir ıssızlık büyür.

Gençliğim, hayallerim, çocukluğum —
hepsi birer solmuş gül gibi dağıldı zamana.

Söyle bana, yârim,
şimdi “seni özledim” desem,
bana ulaşmak için kaç asır geçersin?

Gel, aşalım tüm hudutları.
Korkmasın mesafeler,
çünkü ben gözlerimi kapattım bile,
zamanın ötesine geçtim.

Bu soğuk duvara yaslanmışken
senin sıcaklığını hissederim,
sanki nefesin ensemde.

Fısıldarız, güleriz,
dünya susar — sadece biz kalırız.

Seni, ayın güneşi arzuladığı gibi arzuluyorum;
sensiz geçen her gün, beni yokluğun kuyusuna iter.

Ah yârim, bütün karanlıklar
çöl fırtınası gibi dağılsın,
ve ben, yazılmış bir mektubun
yarınsız sabahına kavuşayım.

Keşke “eğerler” olmasaydı…
Keşke karanlık bilseydi,
ışığa giden yolun umutla döşendiğini.

Anam derdi ki:
“Sabah rüzgârı bir esti mi, artık durmaz.”

Ama söyle yârim,
bizim suçumuz neydi?
Ölmek için mi doğduk,
yoksa yaşamadan ölmeyi mi öğrendik?

Belki de —
biz çoktan ölmüştük,
ve birbirimizin nefesinde
yeniden dirilmeyi bekliyorduk.

Işığın Şairi
01/09/2025-Paris

Bilmiyorlar mı?

Şafak vaktiydi -ya da belki alacakaranlık.
Yıldızlar, havada asılı kalmış, sönmekle sönüp gitmek arasında gidip geliyordu.
Koyu kırmızı ay, parlak sarı bir acıyla şarkı söylüyordu.

Varoluşun kıyısında, yok oluşun ötesinde,
yıkımın sessiz çığlığı her yerde yankılanıyordu.
Çiviler, dikenler ve paramparça olmuş umudun dağınık parıltısı
dünyaya yayılıyordu.

Yaşayanların gözlerinde binlerce yıllık arzu filizleniyordu.
Yırtık bir ayakkabının etrafında büyük bir zulüm yüzüyordu.
Her avluda karanlık bir görüntü, vahşi bir görüntü dinleniyordu
ve sabır taşları çatlama korkusuyla yanıyordu.

Bir grup piç,
sanki her yeni gün fırsatçılara, sorun çıkaranlara aitmiş gibi
ortalıkta dolaşıyordu. Her yerde, dost kılığında düşmanlar,
sürülmemiş tarlalarda büyüyen dikenler gibi.

Oysa ben umut dolu yarınlara, ışıldayan aşklara, tüm gölgeleri uzlaştıran ışığa, yeniden doğacak günün menekşelerine, toprağı okşayacak yağmura inanıyordum.

Neden, neden bu erken yıkım?
Neden her bakışı öldüren bu hain sis?
Neden bu korku çığlıkları, bu irin nehirleri?

Çiçekler açlıktan ölüyor.
Güneş tepenin eteğinde batmaktan korkuyor.
Gece gündüzden utanıyor.

Bunu bilmiyorlar mı?
Bunu bilmiyorlar mı?

Soğuk ne kadar uzun sürerse, tadı o kadar acılaşıyor.

Işığın Şairi
04/10/2025 – Paris

Müəllif: Caroline Laurent Turunc

P.S. Gel sevgili, …

Aşkı özlemle arayan birinin feryadı olduğu düşünülse de aslında bu çağın evreninin çöküşünü anlatan bir şiirdir.

#carolinelaurentturunc

CAROLİNE LAURENT TURUNÇ

CAROLİNE LAURENT TURUNC

YENİ KİTAB İŞIQ ÜZÜ GÖRÜB

ZAUR USTACIN YAZILARI


>>>> ƏN ÇOX OXUNAN HEKAYƏ <<<<

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ
===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Bu gün görkəmli ədib Əlibala Hacızadənin vəfatından 16 il keçir

Bu gün görkəmli ədib Əlibala Hacızadənin vəfatından 16 il keçir

Bu gün, 8 oktyabr 2025-cü il tarixində görkəmli ədib, nasir, yazıçı Əlibala Hacızadənin (1935–2009) vəfatından 16 il keçir.

Hacızadə Əlibala Qüdrət oğlu 28 avqust 1935-ci ildə Biləsuvar rayonunun Ağalıkənd kəndində anadan olmuşdur. Doğma rayonundakı Xırmandalı kənd orta məktəbini bitirdikdən sonra o, ADU-nun şərqşünaslıq fakültəsinin fars şöbəsində təhsil almış (1953-1958), Azərbaycan MEA Yaxın və Orta Şərq xalqları İnstitutunda kiçik elmi işçi kimi əmək fəaliyyətinə başlamışdır. 1966-1970-ci illərdə Əfqanıstanda mütərcimlik edən istetadlı yazıçı 1976-cı ildə yenidən Azərbaycan MEA Yaxın və Orta Şərq xalqları İnstitutunda baş elmi işçi vəzifəsində fəaliyyətini davam etdirmişdir. 1994-cü ildən “Nizami” jurnalı onun redaktorluğu ilə işıq üzü görməyə başlamışdı. O, Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin üzvü (1962), filologiya elmləri namizədi (1964) idi.

Ə.Hacızadə ədəbi aləmə 1956-cı ildə Uşaqgəncnəşrin buraxdığı “Gəncliyin səsi” almanaxında dərc olunan “Mənim müəllimim” hekayəsi ilə qədəm qoymuşdu. “Heykəl gülür” adlı ilk hekayələr kitabı 1961-ci ildə işıq üzü görən yazıçının sonralar “Unutmaq olmur” (1963), “Məhəbbət olmayan evdə” (1965), “Fərruxi Yəzdin poeziyası” (1965), “Cehiz” (1969), “Pəhləvan” (1974), “Təyyarə kölgəsi” (1992), “İtkin gəlin” (1979), “Əfsanəsiz illər” (1981), “Ayrılığın sonu yoxmuş” (1983), “Dünyanı tanı” (1990), “Vəfalım mənim” (1992), “Sevəcəyəm” (2001), “Əsərləri” (10 cilddə) kitabları nəşr olunmuşdur.

Yazıçının “İtkin gəlin” romanı əsasında yazdığı ssenarisinə 12 seriyalı bədii televiziya filmi çəkilmişdir (1993-1994).

Qələm dostları, çoxsaylı oxucular onu sadə, həssas və səmimi bir insan kimi tanıyır, əsərlərini sevə-sevə mütaliə edirdilər.

Təvazökar insan, tanınmış yazıçı Əlibala Hacızadənin işıqlı xatirəsi oxucularının qəlbində daima yaşayacaq.

Allah rəhmət eləsin.

Yazını hazırladı, Aynurə Əliyeva,
ADPU-nun ETM-nin elmi işçisi, Filologiya fakültəsinin müəllimi.

Aida İmanquliyevanın yazıları

YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Lev Tolstoy və “Nobel” mükafatı

Bəyəm Lev Tolstoy Nobel mükafatından imtina edib?
Tolstoy iki dəfə Nobel ödülünə təqdim edilib. Və bəribaşdan onu da deyim ki, o, həmin mükafata müəyyən səbəblərə görə layiq görülməyib. (“Laiyiq deyil” söhbəti olmayıb, sadəcə olaraq layıq görülməyib, yəni lazım olan miqdarda səs toplamayıb və bunun səbəbini aşağıda deyəcəm).
Bəli, Tolstoy 1901-ci ildə Ədəbiyyat üzrə, 1906-cı ildə isə Sülh üzrə həmin mükafata təqdim edilib.
Birinci dəfə həmin mükafata fransız şairi Sülli- Prüdom, ikinci dəfə isə H.Dyunant və F.Rassi kimi o dövrün görkəmli ictimai xadimləri layiq görülüb.
Bəs görəsən görkəmli rus yazıçısına mükafatın verilməsinə maneçilik törədən səbəb nə olub? İsveç Akademiyasının əsaslandırmasında deyilirdi ki, Tolstoy böyük yazıçıdır, lakin onun dini və sosial baxışları bu ödülün məqsədlərinə uyğun gəlmir.
Vəssalam. Tolstoyun Nobeldən imtina etməsi haqda yayılan nağılların müəllifi rus ictimaiyyatıdır.
Nobeldən imtina edənsə həmkarım fransız yazıçı-filosofu Jan-Pol Sartrdır və əhvalat vaqe olub 1964-cü ildə.
p.s.
O ki, qaldı sabah Nobelin kim alacağı məsələsinə… Son illər bu mükafat əsərlərə bədii dəyərindən daha çox, müəllifin siyasi mövqeyinə görə verilir.

Mənbə: Firuz Mustafa

Müəllif: Firuz MUSTAFA

FİRUZ MUSTAFANIN YAZILARI

ZƏHRA HƏŞİMOVANIN YAZILARI

Mustafa Müseyiboğlu adına kitabxana

“ƏDƏBİ OVQAT” JURNALI PDF

“YAZARLAR”  JURNALI PDF

“ULDUZ” JURNALI PDF

“XƏZAN”JURNALI PDF

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

EN ESKİ TÜRK ANAYASASI

EN ESKİ TÜRK ANAYASASI
Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin yazıtlarına kazılan Bilge Kağan yasaları en eski Türk Anayasasıdır.

Buna Türk “Töresi” denir.

Madde 1: Tengri tektir.

Madde 2: Her kim ki, Tengri’den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.

Madde 3: Bir İl (ülke), bir Kağan, bir Tengri.

Madde 4: Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki, töreye uya kutlanır. Kim ki, töreye kıya katlanır.

Madde 5: Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.

Madde 6: Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.

Madde 7: Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.

Madde 8: Ana-babaya ve ataya tazim (saygı) duyulacak.

Madde 9: Hısımına sarılacak, komşusunu gözetecek.

Madde 10: Er kişi yalan söylemeyecek.

Madde 11: Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.

Madde 12: Kim ki, bir ırza musallat olursa, canından olacak.

Madde 13: Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.

Madde 14: Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya (cehennem) uçacak.

Madde 15: Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.

Madde 16: Başkaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.

Madde 17: Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.

Madde 18: Kin ve gururdan uzak olunacak.

Madde 19: Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.

Madde 20: Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.

Madde 21: Kızı isteyen Kağan da olsa, bey de olsa, kız istediğine verilecek.

Madde 22: Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.

Madde 23: Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.

Madde 24: Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.

Madde 25: Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.

Madde 26: Güçlüyken affet, zayıfken sabret.

Madde 27: Yazgına asi olma.

Madde 28: Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.

Madde 29: Herkes adaletle iş görecek.

Madde 30: Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.

Madde 31: Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.

Madde 32: Kağan o dur ki, adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa, İl yok olur. İl olmazsa, budun kul olur.

Madde 33: Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin!
“Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin İlini ve töreni kim bozabilir?”

Kaynak: Bilge Kağan Yazıtı. Yazıtın dikiliş tarih: İS-730.
Yer: Ötüken-Moğolistan.

Наргиза Ҳайдарова – КЕКСАЙМОҚДАСАН

КЕКСАЙМОҚДАСАН

Қирқ ёшдан ошганда мадорсиз бе шак,
Қариган тўнкадек ўтин бўласан.
Ироданг мустаҳкам, юрагинг тешик,
Синовлар зарбидан метин бўласан.

Оёғинг оғрийди, оғрийди белинг,
Инқиллаб турасан ўрнингингдан аранг.
Доғ тушиб қарийди танангда теринг,
Боланг сал дўқ урса тирналар яранг.

Ёшинг ҳам илдамлар элликка қараб,
Кунларинг куз каби қолар мунғайиб,
Мурғаклик чоғидан сен ювиб, тараб…
Болаларинг бугун қолган улғайиб.

Сочингга қор ёққан, йўқдир қораси,
Умрингни гуллаган даври ҳам ўтди.
Дўстларнинг ажралди пучак сараси,
Кимлардир энг сўнги манзилга етди.

Инжиқсан асабинг бўлмоқда таранг,
Сал гапга йиғлагинг келар, бир паста,
Қулоғинг эшитмай бўласан гаранг,
Ҳар куни қайрингдир дарддан ҳаста.

Кексалик кемирар танангни секин,
Умрингнинг поёни борар кўриниб.
Ҳизматкор бўласан ҳаммага текин,
Юрасан гоҳ текис гоҳи туртиниб.

Кексалик эшигин турибди қоқиб,
Йиллар қуролидан отилган ўқсан.
Ёшликни қисматнинг ўтида ёқиб,
Кулига кўмилган, қўрдаги чўғсан…

Автор: Наргиза Ҳайдарова

Buhara Nasreddin Hoca Heykeli – Buxara şəhəri

Buhara Nasreddin Hoca Heykeli
Türklerin kadim kenti Buhara’ya gidip de Nasreddin Hocaya uğramamak olmazdı.

Doğu Türkistan’da Nasreddin Hoca fıkraları Nesirdin Ependi Letipiliri veya Efendi Letipirili adıyla bilinmektedir.

Azerbaycan’da Molla Nasreddin

Kırgızistan’da Apendi

Kazakistan’da Kojanasır, Kocanasır

Karakalpaklar arasında Hojanasreddin

Özbekistan’da Nasriddin Afandi, Afandi

Türkmenistan’da Ependi, Nasreddin Ependi adıyla bilinir Nasreddin Hoca.

Özbek Türkleri arasında Buhara’nın Şirini köyünde doğduğu iddia edilir.

Türkiye’de Nasrettin Hoca, 13. yüzyılda Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde

2024 hatırası…

Mənbə və müəllif: Adem Karaca

P.S. çox istəyirəm ki, Azərbaycanın Yevlax şəhərində avtovağzal kompleksinin yaxınlığında Molla Nəsrəddinin heykəli qoyulsun

Md Ejaj Ahamed

“TƏRCÜMAN” RUBRİKASINDA

Md Ejaj Ahamed — 26 fevral 1990-cı ildə Hindistanın Qərbi Benqal ştatının Mürşidabad bölgəsindəki Mahendrapur kəndində anadan olub.
O, ikidilli şair, yazıçı, redaktor, jurnalist, tərcüməçi, müəllim və sülh elçisidir.

Onun nəşr olunmuş elmi məqalələri: “Discovery and the Golden Peak of Improvement”, “Exploring New Trends and Innovations in English Language and Literature.”
Nəşr edilmiş kitabları: “Swopno Tori”, “Bangla Sahitya o Cinemaya Goyenda Charitra”, “Maner Pandulipi”, “Hrid-Canvas”, “Antarer Kabyakatha”, “Paranta Sandhya”, həmçinin “Selected Bengali Poems for Humanity & Peace”.
O, üç kitabın redaktorudur. Şeirləri 22 dilə tərcümə olunub.
Hal-hazırda “Swapner Vela Sahitya Patrika” (“Xəyallar Salı” Ədəbiyyat Jurnalı) baş redaktorudur.
O, çoxsaylı milli və beynəlxalq mükafatların, o cümlədən fəxri doktorluqların laureatıdır.

MÜHARİBƏNİN QUCAĞİ

Buludlar gəzirlər yerdən-yerə,
Müharibələr tədricən dünyanı qucaqlayır.
Qaçqınlar xəyalpərvaz bir sığınacaq axtarır,
Barıt qoxusu havanı qucaqlayır,
Xəstə Yer aciz-aciz baxır, ağlayır.

XƏTİRƏLƏR

Bulud-quşlar dolaşır göydə,
Düşüncələrimin qanadında mən də uçuram.
Ağlımın pəncərəsindən xatirələr boylanır,
Həyat-gəmisinin dərslərində səyahət edirəm
Və nostalji oluram.

DÜNYA

Dünya silah fabrikinə çevrilib,
Silah səsləri göydə, havada əks-səda verir.
Müharibə oyunları dünyanın hər yanında gedir,
Barıt qoxusu hər tərəfə yayılıb.
Silah yarışı davam edir,
Silahlar sınaqdan keçirilir.
İnsan həyatı dəyərsizləşib,
Öldürmək fərqsiz hala gəlib,
Sanki zəiflərin yaşama haqqı yoxdur.

Bəzi insanlar sülh istəmir, müharibə istəyir,
Çünki müharibədə biznesləri artır,
Pul gəlir; sülhdə gəlmir.
Maska arxasında gizlənib
İqtisadi və siyasi niyyətlər.
Hökmlük yarışı qlobaldır.
Dinin qığılcımı saxta fanus tək
Göylərdə uçur.
Kapitalizmin küləkləri
Bütün dünyanı bürüyüb,
Tədricən iqlimə çevrilir, sıxlaşır.

ZAMAN

Yer bu gün ağrı içindədir,
Bədəni saysız xəstəliklə doludur.
İnsan ağlı da xəstədir;
Məzlumluq, istismar, zülm hökm sürür
İnsanın ruh aləmində.
Onlar ağlın yollarında sürətlə qaçır,
Bir ölkədən digərinə rahatca hücum edir.
İnsanlıq və harmoniya əsgərləri
Zəifləyib,
Onları dayandıra bilmir.

İnanıram — insanlıq və harmoniya əsgərləri
Yenidən güclənəcək.
Bədən-ruhlarda insanlıq işığı fotosintez edəcək,
Onların yolunu kəsənlər məğlub olacaq.
Nə qədər güc sahibləri çıxıb tarixdə,
Amma zaman qanununa görə yıxılıblar;
Tarixin DNT-si buna şahiddir.
Zaman şəfa gətirəcək,
Zamanın nefronları
Dünyanı təmizləyib saflaşdıracaq.
Yer insanlıq və harmoniyanın ətri ilə dolacaq.

DÜNYA NƏ OLARDI

Yol göydə gəzir,
Bulud-oğlanlar, qızlar üfüqə tərəf gedir.
Sərhədi təbəssümlə keçir,
Sərhəd oturub laqeyd-laqeyd baxır,
Quşlara heyrətlə baxır.
Onlar da bir ölkədən o birinə uçur,
Öz arzuları ilə asan-asan gedir.

Mən sərhəddə dayanmışam,
Hər iki yanda insanlar dayanıb.
Səmanın baxışları altında
Dəmir məftil bizə göz vurdu.
Xatirələr dərinlikdə toplanıb
Ağılın kətanına çəkilirdi.
Sərhədsiz dünyanın xatirələri
Gözlərdə, dodaqlarda qaçışırdı.
Tel-hasarın üzərinə
Kədər buludu düşdü.
Biz bir-birimizə baxdıq
Sinəmiz dolu həsrətlə,
Dodaqlarımızda sükut.
Fikirləşdim — kaş bu hasarlar olmasaydı,
Dünya nə gözəl olardı.

ONLAR GEDİR

Göydə ulduzlar gedir,
Altında qaçqınlar gedir,
Matəm dünyası ilə
Onlar bir-birinə baxır
Təəccüblü gözlərlə.

Ay işığı mehə əl verib gedir,
Qaçqınlar məftil hasar, su sərhədini keçirlər
Bir parça arzuyla —
Bir az xoşbəxtlik dadmaq üçün,
Yaxud ölüm təqibindən qaçmaq üçün.

Bir çoxları sərhəddə ilişir,
Bir çoxları yenidən vurulur,
Bəzilərini su-qəbir udur.
Min illərin yollarından keçənlər
Vaxtsız olaraq “qayıdışsız ölkəyə” gedir.

QAÇQIN

Başında arzuların yükü ilə
Qaçqınlar irəliləyir.
Tarix arxaya baxır,
Xatirə qabında üzür
Saysız-hesabsız aciz insan şəkilləri.

Onlar öz vətənlərində arzulayırdılar
Bir xoşbəxtlik yuvası qurmaq,
Amma sülh içindəykən qəfil müharibə gəldi,
Bir çoxunun canını aldı,
Bəzilərini yoxsul etdi,
Bəzilərini dilənçiyə çevirdi.
Gələcəkləri oğru kimi döyüldü,
Ümidləri, arzuları, xəyalları şüşə tək sındı.

Yenə də qarışqa kimi, yaşamaq istəyi ilə
Məftil hasarlara tərəf addımlayır,
Yerin sinəsində
Müsibətli həyat tarixini yazırlar.
Yolda yıxılsan, qalxmalısan —
Onlar da bunu edir, qan içində belə.
Məftil hasarda, su sərhədində döyülürlər,
Sanki bu mavi planetdə yerləri yoxdur,
Sanki onların dövləti yoxdur.

Müəllif: Md Ejaj Ahamed (Hindistan)

Tərcüməçilər: ZAUR USTAC Cahangir NAMAZOV

WWW.KİTABEVİM.AZ

YAZARLAR.AZ

===============================================

<<<< WWW.YAZARLAR.AZ və  WWW.USTAC.AZ >>>> 

Əlaqə: Tel: (+994) 70-390-39-93   E-mail: zauryazar@mail.ru

Шаҳар ухлаяпти, осуда шаҳар…

Шаҳар

Шаҳар ухлаяпти, осуда шаҳар,
Нива дарёсининг қучоқларида.
Бир шоир шеър битиб илҳом ахтарар,
Балтика денгизин қирғоқларида.

Сокин сув чорлайди уни бағрига,
Боқади сув солган йўлакларига.
Майсалар либосин этагин ўпар,
Гуллар сув сепади кўйлакларига.

Шаҳар ухлаяпти, осуда шаҳар,
Самонинг чеҳраси оқ-қора тасвир.
Қирғоқнинг чиройи олади ақлин,
Бу юртда яширин ажойиб бир сир

Шаҳар ухлаяпти, осуда шаҳар,
Кўприклар устидан учади қушлар,
Ленинград ҳушин ўғирлаган қиз
Қишлоғин соғиниб кўради тушлар.

Шаҳар ухлаяпти, осуда шаҳар…

Автор: Наргиза Ҳайдарова

İskitler: Göçmenlik ve İskit Mimarisi

İskitler: Göçmenlik ve İskit Mimarisi
İskitler altyapılarıyla bilinmese de, bu, ihtiyaçlarına uygun mimari yapılardan yoksun oldukları anlamına gelmez. Her ne kadar tamamen göçebe olduklarına inanılsa da, Herodot iki farklı İskit tipinden daha bahseder: “kraliyet” ve “çiftçilik”. Bazı çiftçiler, geçimlik tarımcıların ötesinde, ürünlerini satar veya ihraç ederdi. Bunlar yalnızca kalıcı evler inşa etmekle kalmaz, aynı zamanda çabaları muhtemelen işbirlikçi olduğundan, yerleşim yerleri de geliştirirlerdi. Karadeniz’in kuzeyinde, bugünkü Dinyeper nehri civarında, Herodot, “üç günlük yolculuk” genişliğinde ve “on bir günlük yolculuk” uzunluğunda bir arazide yaşayan çiftçilerden bahseder (Histories, 4.17-20). Bu bölgenin büyüklüğü, tahıl ürünlerine olan önemli talebi yansıtır. Mimari açıdan, bu tür işletmeler depolama için bir depo sistemine ve aktarma noktalarına giden yollara da ihtiyaç duyardı.

Kraliyet İskitlerine gelince, özenle yastıklanmış toprak setleri ve katakomplardan oluşan kurgan adı verilen mezar höyüklerinin mimarisine sahip olsak da, müstahkem yerleşim yerlerinde bir dereceye kadar kalıcı olarak ikamet ettikleri anlaşılıyor. Ukrayna’daki Dinyeper Nehri vadisindeki Bel’sk tahkimatının toprak setlerinin büyüklüğü, yalnızca önemli bir üst yapının (çevresi 20 mil veya 33 km) boyutunu yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda zanaat, zenginlik ve yaygın ticaret merkezi olduğuna dair işaretler de veriyor. Yine de, antik kaynakların da belirttiği gibi, İskitler çoğunlukla göçebeydi. Birden fazla kaynak, tekerlekli evlerinden bahseder. Bu örtülü ev arabaları, öküz takımları tarafından çekilir ve iki veya üç odalı olabilirdi. Yerleşimcinin rütbesine bağlı olarak, zeminler ve duvarlar gösterişli bir şekilde süslenebilirdi. Dahası, bir araya getirildiklerinde, ev arabaları bir şehir görünümüne sahip olurdu. ***

İskit Kültürü: Sanat, Müzik ve Giyim
İskit kültürü hakkında öğrenilenlerin çoğu, Karadeniz’in kuzeyinde yakın zamanda bulunan kurganlardan gelmektedir. Antik yazılı kaynaklar, göçebe savaşçı karakterlerine odaklanırken, İskit mezar eşyaları, onların olağanüstü kültürel gelişmişliklerine ve sosyal canlılıklarına yeni bir anlayış katmanı katmaktadır. Parıldayan altının incelikli işçiliğinin yanı sıra, birçok parça bir yaşam öyküsünü anlatır ve bu nedenle bir tarak sadece bir tarak değil, aynı zamanda savaşçıları çetin bir mücadelede tasvir etmek için de işlenmiştir. Tolstaya mogila kurganından bir göğüs veya boyunluk, üst skalada günlük yaşamdan sahneleri, zarif bölümlü ayrıntılarla gösterir: bir koyunun sağılması, iki adamın gömlek dikmesi, buzağı ve tayların emzirilmesi. Buna karşılık, alt skalada kedilerin bir geyiği avlaması ve grifonların atları ısırıp tırmalaması gibi dramatik av/avcı sahneleri yer alır. Ardından, boyuna doğru seçilmiş yerlerde minyatür keçiler, tavşanlar, köpekler, çekirgeler ve kuşlar bulunur.

Karadeniz eserleri, İskit modası, ilgi alanları, inançları, alışkanlıkları ve günlük yaşamlarının benzersiz, bazen de çarpıcı anlık görüntülerini sunar; çok az mezar eşyasının sunduğu görsellik. Boynuzlu at gibi birçoğu av/avcı temalarına sahipken, uzanmış kediler veya uzanmış geyikler de yaygındı. İskit eğilimi, konunun eylemin ortasında olağanüstü gerçekçi bir şekilde yakalanması ile gerçekliğin soyut bir şekilde sunulması arasında gidip geliyordu. Böylece bir geyik veya kedi doğru bir şekilde tasvir edilebilir veya benzersiz bir şekilde stilize edilebilirdi.

Altay’ın donmuş mezarları, onların altın konusundaki yaratıcı zevklerine eşit derecede, göçebe giyiminin saf coşkusunun eşsiz bir görüntüsünü sunar: parlak, zıt renklere duyulan sevgi ve dikiş, nakış ve deri parçaların eklenmesiyle oluşturulmuş karmaşık süslemeler” [Cunliffe, 207]. Giyim eşyaları arasında karmaşık bir şekilde süslenmiş ayakkabılar, taytlar, kollar ve kürk kenarlı bir kadın pelerini bulunur. Benzer şekilde, kıyafetlerinin zarafeti, dövmelere olan düşkünlükleriyle de örtüşüyordu. Günümüz dövme uzmanları, Pazyrk’teki bir bireyin kollarında sergilenen omuz omuza sanatkârlığı takdir edeceklerdir. Kıvrılmış kedi, geyik, koç, antilop ve keçilerin soyut resimleri silinmez bir şekilde dövmelenmiştir.


Ayrıca, Karadeniz keşifleri, soğuk bir iklimde atlıların pantolon ve tunik seçiminde pratikliğini ortaya koyarken, İskitlerin müzik ve dansa olan sevgisini de göstermektedir. Bazı parçalar, erotik dansçıları (yine ustaca sahne ortasında yakalanmış) müziğe göre sallanırken göstermektedir. Sachnovka kurganında, lir çalan bir adamı gösteren altın bir taç bulunmuştur. Skatovka’daki 5 numaralı kurganda kuş kemiklerinden yapılmış pan flütler bulunmuştur. Pazyryk’teki çeşitli mezarlarda öküz boynuzundan yapılmış davullar ortaya çıkarılmış ve en az dört telli arp benzeri bir çalgının şaşırtıcı bir buluntusu 2 numaralı kurgandan çıkmıştır. Barry Cunliffe, bu çalgıyı “tek bir içi boş ahşap rezonatörden yapılmış, gövdenin orta kısmı ahşap bir ses tahtasıyla kaplı ve gövdenin açık kısmına ses zarları gerilmiş” olarak tanımlamaktadır [226-27]. Bu çalgıdan yetenekli bir müzisyen tarafından çıkarılan tonlar dikkat çekici olmalıydı.

Patrick Scott Smith, M.A., 18 Mart 2021’de yayınlandı

Büyük Türk Kağanlığı Kült Kompleksi Bozkırın Tarihini Değiştiriyor

Büyük Türk Kağanlığı Kült Kompleksi Bozkırın Tarihini Değiştiriyor

Arkeologlar, Kazakistan’ın doğu bölgesindeki Tarbagatay ilçesindeki uzak bir vadide, MS 6.-8. yüzyıllar arasında Batı Göktürk Dönemi’ne kadar uzanan bir Türk Kağanlığı kült kompleksini ortaya çıkardılar. Eleke Sazy Kağan sosyal kompleksi olarak adlandırılan bu, ilk olarak 2016 ve 2018 yılları arasında yapılan kazılarda son zamanlarda arkeoloji camiasının dikkatini çeken bir sitedir.

Unutulmaz bir keşif! Kült Kompleksi ve Altın Kuşak
TRT Haber’in haberine göre, Kazak arkeolog Profesör Zainolla Samashev’in çabalarıyla yapılan kazılarda, MÖ 9. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar uzanan farklı yaşlarda 300’den fazla kurgan ve antik mezar höyüğü gün ışığına çıkarıldı.

Batı Göktürk Kağanlığı’nın anıt kült kompleksinin keşfi, Moğolistan dışında bulunan bu türden ilk eser olması ve özellikle İslam öncesi Türk sanatı ve arkeolojisi bağlamında bakıldığında büyüleyici olması nedeniyle bu tarihi anlatıyı değiştirmiştir.

Özellikle buluntulardan biri göze çarpıyor – bir Göktürk Kağan’ın yüzüyle süslenmiş altın bir kemer tokası! Bu keşif, tarihte ilk kez böyle bir eserin ortaya çıkarılmasıdır.

Alanda görev yapan arkeologlardan Dr. Serhan Çınar, eseri şöyle anlattı:

“Süslemenin kompozisyonunda, Kağan’ın geleneksel Türk tipi bağdaş kurmuş oturarak tasvir edildiği ve başında üç köşeli haleyi andıran bir taç bulunduğu görülmektedir. Toka süslemesinde yer alan görseller de Kağan’ın oturduğu tahtı ve ona hizmet eden nedimeleri net bir şekilde göstermektedir. Tahtı çevreleyen çiçeklerin Budist sanatında sıklıkla kullanılan lotus çiçekleri olduğu düşünülüyor.

Asalet ve Kraliyet: Kemer Siyaseti
2021 yılı kazı çalışmaları sırasında, Eleke Sazy Kağan kompleksinin kurgan alanında, soyluluğu ifade eden ve “prens” anlamına gelen bir unvan olan Tegin’e ait kişisel eşyalar ortaya çıkarıldı. Ancak, dikkatleri üzerine çeken altın kemer tokasıydı.

Altın plakalardan yapılmış toka, tahtında oturan, taç takan ve yemin kadehi tutan bir Göktürk Kağan’ı tasvir ediyordu. Bir başka araştırmacı olan Profesör Dr. Zainolla Samashev, bu süslemenin sadece sanatsal bir yaratım olmadığını, aynı zamanda Türk halklarına atfedilen edebi bir miras olduğunu vurguladı.

Göktürk halkının kültürel uygulamalarını inceleyerek, kemer tokası da dahil olmak üzere kurtarılan nesnelerin muhtemelen Kağan’ın cenaze töreni sırasında mezara yerleştirildiğini açıkladı. Eski Türk devletlerinde hakimiyetin sembolü olan altın kaplama kemer, 8. yüzyılın sonlarına ait bir bağlantıya işaret ediyordu. Tokanın sahibi, o döneme ait Kağanlardan biri veya alternatif olarak, Kağan’a bağlı bir Tudun olabilir ve kemeri hükümdarın oğluna hediye olarak sunan, hakimiyet ve bağlılığı simgeleyen bir Tudun olabilir.

Prof. Dr. Samaşev, “Göktürk’ün defin törenlerine baktığımızda merhumun mezarına kişisel eşyalarını ve silahlarını koymak bir görevdi. Ele geçen eşyalar arasında altın plakalardan yapılmış bir kemer tokası da vardı.” açıklamasını yaptı.

Mezar kompleksi, ayrı avlu duvarları ile çevrili iki ayrı bölümden oluşmaktadır; ancak, bölümlerin birleştiği yerde ortak bir duvarı paylaşıyor gibi görünmektedirler. Killi toprak ve çakıl karışımından inşa edilmiş avlu duvarları ile tanımlanan mezar kompleksinin boyutları yaklaşık 90 x 50.90 metredir (295.27 x 166.99 ft). (TRT Haber)

TRT Haber’in haberine göre, Prof. Dr. Zainolla Samashev sözlerini şu sözlerle tamamladı:

“Tabii ki, bu merkez Batı Göktürk hanlarından birinin anısına inşa edilmiş bir kompleksti. Daha sonra burası hanın geride bıraktığı halk için büyük bir hürmet merkezine dönüşmüş ve buraya büyük bir türbe inşa edilmiştir. Bu tür ilk merkez, Kazakistan’ın Altay bölgesindeki Tarbagatay Dağları’nda inşa edildi. Tabi bu külliye, mimari üslubu, ölü gömme törenleri, ele geçirilen buluntular ve dini inanç kültü açısından Türk dünyası için büyük önem arz etmektedir” dedi.

Yazar: Sahir Pandey

Resim Bilgisi: Kazakistan’da keşfedilen Batı Göktürk dönemi kompleksinin havadan görünümü

Mənbə: GÖKTÜRK QRUPU